Yiğit Doğan: Türkiye’de neler oluyor?

“Robozik’e Roboski Dememekte Direten Zihinlere…”

Mart 2012’de uluslararası döviz transfer sistemi İran’a kapatıldı.

31.12.2013, Sal - 14:25

Yiğit Doğan: Türkiye’de neler oluyor?
Haberi Paylaş
“Robozik’e Roboski Dememekte Direten Zihinlere…”

Mart 2012’de uluslararası döviz transfer sistemi İran’a kapatıldı. Bunu aşmak için Halkbank ve Çin’de açılan paravan şirketler devreye sokuldu. Paraları altın olarak İran’a transfer eden bir sistem başladı. Türkiye’de kurulan İranlı şirket (Safir Altın) 2012 yılında Türkiye’nin altın ihracatının %46’sını gerçekleştirdi. Bunun üzerine ABD 2013 yılında İran’a altın ihracatını da yasakladı. İran’ın Türkiye temsilcisinin, ekonomi eski bakanı Zafer Çağlayan’a iki yılda 105 milyon TL (51.5 milyon $), Muammer Güler 20 milyon TL (10 milyon $), Halkbank müdürü Aslan’a 16 milyon TL (8 milyon $), Egemen Bağış’a 3 milyon TL (1.5 milyon $) ödediği iddia ediliyor. Bunlar bilinen insanlar ve bilinen miktarlar. Hükümetin “yetim hakkı yemedik” söylemi ve kendilerine yazılacak günahı yok saymaları, paranın kaynağına bakış açıları yüzünden edilmiştir; çünkü para oluk oluk akan İran parasıydı!

Dünyanın patronları nükleer silaha sahip bir İran’ı kesinlikle istemiyor. İran gibi sıkı ekonomik ambargo altındaki bir ülkeye her yıl onlarca milyar dolarlık altın geçişini sağlayan; transfer edilen milyarlardan en az %3-4 civarındaki parayı rüşvet olarak alan; aylık 1 milyar doları İran’a transfer etmesi gereken Hindistan ve tüm transferler için Halkbanka ihtiyaç duyuluyordu. İran ile alış verişini Çin’den de dolaştırıp bu transferleri yine Halkbank üzerinden yürüten Türkiye tüm vücudunu tehdit eden bir ateşle oynadığını bilmiyor muydu?

Bunları Gül, Erdoğan, AKP, BDP dahil muhalefet, iktidarın tümü bilmiyor olabilir miydi? Elbette biliyorlarmış, hükümet değil devlet işiymiş ve anlaşıldığı kadarıyla açıktan yapılıyormuş. Belki de kritik soru “Buna neden mecbur kaldıklarıdır.” Yani Türkiye son yıllar boyunca nasıl bir durumdadır, ne haldedir ki; batının paranoyakça izlediği İran’la bu ilişkiye girmek zorunda kaldı. Bu mecburiyet elindekine tamah etmemesi yüzünden mi, ABD ve İsrail’in oyununa gelmesi nedeniyle mi, yoksa yeni-Osmanlıcı temelli emperyalist çıkışlarının beceriksizlikleri, yetersizlikleri ya da boşa çıkarılışları yüzünden midir, yoksa bazı büyük Avrupa ülkeleri ve Amerika ile daha derin problemler mi yaşamaktadır?

Mevcut anlayış ABD, AB, Suriye, Mısır, Irak vs tarafından düşman ilan edilmiş durumda. Türkiye, Suriye’den kat kat daha kötü bir durumdadır ve bu durumun Kürdler tarafından görülmemesi bize pahalıya mal olacaktır. Güneybatı Kurdistan’da Kürdlerin birlikte hareket etmeleri halinde bekleyen altın fırsatları sıralayan bizler, neden kuzeyin güneybatıdan daha elverişli olduğunu göremeyecek kadar körleşmişiz?

O kadar çok soru ve sorun var ki! Bu soruları ve sorunları tartışma zemini ve çıkarımlardan pratik geliştirecek Kurdistani kanal olmadığı için aciz bir durumda bekliyoruz. Kanalı oluşturacak ve yönlendirecek çok sayıda birikimli, istekli ve cesur Kurdistanlı varken, birçok nedenle kendi zihinlerini kelepçelemeyi, kımıltısızlığı yeğliyorlar. İrade sergilemek sorumluluk ve bedel gerektiriyor. Bu iradeyi ne PKK ne de PKK dışında kalan kesimler sergiliyor.

Türkiye’de yaşanan süreci yerel bir olay gibi ya da AKP-Cemaat çatışması derecesinde “göstermeye” çalışanlar bizi bir noktada sabitleyip, zihnimizi ve elimizi kolumuzu bağlamaya çalışıyorlar demektir.

PKK’nin yaşanan süreci gerçekten fark edemediği açıkça belli oluyor. Oldukça basit, gülünç, ilgisiz ve ilkel yorumlar yapıyorlar. Dünyadan kopuk yani Türkiye’nin sığ ve hedef gözeten, kindar tartışma platformuna hapsolduğu belli olan açıklamalar, PKK yetkililerinin dürüst olduğunu düşündürtüyor.

Kurdistan’ı devletleştirmeye değil de, “AKP’yi kurtaracak tek yol”a kendini adayan KCK eş başkanı Cemil Bayık, yolsuzluk operasyonu için “Her işte bir hayır vardır derler” ve “Devletin içinde paralel bir devlet vardır” demiş, “Bizim KCK paralel örgütlenmesinin aynısı” dememiş. Garip! KCK de paralel devlet örgütlenmesi değil miydi? Yoksa tek paralel devlet KCK’dir mi demek istiyor? Hayır. Bizi kandırmışlar. KCK paralel devlet örgütlenmesi asla değilmiş, çünkü Bayık’a göre paralel devlet demokratikleşmeye engelmiş! Kurdistani yani dış değil, iç paralel devleti bile nefretle karşılıyor. Üstelik, “Kurdistani” PKK’nin yaptığı “cemaat karşıtlığının tek argümanı” cemaatin paralel devlet oluşu olmamalıydı.

Bağımsız Kurdistan savunusunun her zaman kazandırdığını aklımızdan çıkarmayalım. Yine basit, anlaşılır ve ikna edici bir örnek olarak Demirtaş’a dikkatimizi verelim.

Robozik katliamının “Bize bir hakaret” olduğunu iddia eden Selahattin Demirtaş katliamın nedeni için şunları söylüyordu: “Kürdün Kurdistan’ı yoktur.” Kürdün Kurdistan’ının olduğunu bilmeyen Demirtaş’a, “Kürdün devleti olmadığını” ve meselenin tam da bundan kaynaklandığını anlatmak gerekmektedir. Demek ki BDP’nin siyaset akademisinde ders veren Perinçek ve Küçük’ün öğrencisi Büşra Eraslanlı bu konuyu böyle anlatmış. Bu noktada, Selahattin Demirtaş’ın söylemine değer ve şans veren Kurdistanlıların hafızalarını tazelemeleri ve her Kurdistan soslu söylemin peşinden gitmemeyi öğrenmeleri gerekmektedir.

Devletleşmeyi önermeden Kurdistan’dan ve mevcut sınırların yapaylığından bahsedenler, gerçekte “misak-ı milli”den başka bir şey demek istemiyordur.

Biz Türklere katlanmak zorunda değiliz, aslında Türkler bize katlanmalıdır. Ancak PKK yüzünden kimi Kürdler zavallılığı, düşüncesizliği ve çaresizliği kader haline getirmiştir. Örneğin Aysel Tuğluk Robozik katliamı anma töreninde şunları sayıklıyordu: “Tıpkı Zilan’ın, Dersim’in hesabını sorduğumuz gibi Robozik’in de hesabını soracağız” demiş. Bu insanlar ne zaman Zilan ve Dersim’in hesabını sordu, bilen var mı? PKK’nin bu gerçeklikten kopuk Türkiyeci ruh halinin insanlarımızdaki yansımalarına dikkat çekilmelidir.

Kısacası, Kurdistani önlemler ve kazanımlarda PKK’nin katkısı yoktur.

Vurulan bir hayvanın bir süre daha koşmaya devam etmesini anlatırken Afrikalılar, “daha öldüğünü anlamadı” derlermiş.

Ricciardone: “Bizi dinlemediler. Şimdi bir imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz.”

Durum Türkler için gerçekten de vahim gibi görünüyor. Yönetimsel ve düşünsel etkisi Türkiye’ye zarar vermeye başlayan ve Ergenekon adı verilen bir kesim, savcı Zekeriya Öz koordinatörlüğünde tasfiye edildi, bağırsak temizlendi. Böylece Türkiye, uzun süre soluksuz kalan biri gibi, yeterince derin bir soluk aldı. Devletin yeniden konumlanışının adı olan AKP ile bu soluk alışverişler düzelmeye fırsat bulamadan, işler eskisinden de beter oldu. Devlet tıkanıklığını ikinci kez aşmayı denedi ancak ömrü daha da kısaldı.

Kuzey Kurdistan’ın Türkiye’nin gücüne entegrasyonu üzerinden denenen bu soluk alma çabaları özünde “coğrafi sınırların ömrünü uzatmayla” eşdeğerdi. Bu soluğun temel hatası; devrini tamamlamış, kendinden kopabilmiş ve kopmayı başaramamış ülkeler ve halklar tarafından lanetle anılan yeni Osmanlı soluğunun eski bedene üflenmeye çalışılmasıydı. Bu soluk, temel yerleşim alanı misak-ı milli ile sınırlanan ancak nüfuz alanının uçsuz bucaksız olacağı düşünülen bir kalkışmaydı. Kurdistan merkeze katılırsa, çevrenin Türklere biat etmemesinde bir neden yoktu.

Türkiye’nin yararına, kuzey Kurdistan’ın belinin kırılmasına dayanan bu süreç PKK ve Öcalan eliyle de yolunda gidiyordu. Tam da bu sırada, yazının girişinde de belirtildiği gibi, kirli ve tehlikeli bir süreç yine savcı Zekeriya Öz tarafından sona erdirildi. Soluk almak için gereken manevra süresi boyunca uslu durmayan ve emperyalistlerin çöplüğünde ve tel örgüyle çevrili alanında gezinmek isteyen İslami ve Osmanlı siluetli çürümüş bedenin farkına varamadığı derinliklerde hatalar yaptı. Hatasının büyüklüğünü fark etmesi, şu günlerde etrafında hızlıca katılaşan betonarmeyi hissetme kapasitesiyle ilgilidir.

Peki, biz Kurdistanlılar ne yapmalıyız? PKK’lilerin ve PKK’den kopmuş ama PKK yörüngesinden çıkamamışların kafasında sabitlenmiş olan “Türkiye iktidarına oynama, ortak olma” anlayış ve amaçları taşıyan düşünce ve tutumları bünyesinde barındırmayanların, yani zihni Türkiyecilikle zehirlenmiş olmayanların bir araya gelmesi gerekmektedir. Yapmamız gereken, Kurdistani kişi ve kurumların bir araya gelerek durum tespiti, önlemler ve hamleler hakkında tartışmalar, açıklamalar yapılmasıdır.

”Robozik devletsizliğimizin bir sonucudur. Devletsizlik; toplumsal, ekonomik ve politik bir kriz halidir.” diyen İrfan Burulday haklıdır. Devletsizliğin bize olan maliyetininin hesapsızlığı ortadadır. Peki, devletli olmanın gereklerini, modernizmi ve çağcıllığın gereklerini yerine getiremeyen Türkiye için de Burulday’ın son cümlesi geçerli değil midir? Türkiye’nin ciddiyetsiz, kuralsız, saygısız ve katliamcı yapılanmasını devlet zannetmemeliyiz. Kendi devletleşme amacımız; Türklerin de bundan paylanmasına, Türk devletinin reorganize ve reformize edilmesine ait amaç değildir. Devletleşmemizdeki amaç kendi topraklarımız, tarihimiz, eğitim sistemimiz, adaletimiz, değerlerimiz, kaynaklarımızın özgürleşmesidir.

Gerçekte ister dar, ister geniş çevreli grup, hareket, insiyatif ya da partilerimizden biri bu çıkışı yapabilme iradesini sergilerse, gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

Türkiye, Kurdistanlıların “ittifakını, işbirliğini” (yani köleleşmiş yanaşmalarımızın kendileri dışında kalan Kurdistanlıları işgalciye peşkeş çekmesini) sağlayabilirse coğrafi sınırlarının ömrünü biraz daha uzatacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin dışarıya karşı Kurdistanlıların desteğini almış görünmemeleri, devletleşmemizin ilk ve sağlam adımıdır. PKK ve Öcalan, yerel yönetimler ve vekiller aracılığı ile dünyaya hiç Kurdistan kimliği ve kişiliği sergilemediler, engel oldular. Kurdistanlılar bunun nedenleri ve sonuçları üzerinde kafa yormalıdır. Bunu sergileyebilirsek ok yaydan çıkacak, ibre Kurdistan’dan yana dönecektir.

Bu kıpırdanma, mutlaka ve mutlaka legal olmalıdır. Legalite büyük ve boşa çıkarılamaz bir güçtür. Legalite, işgalciyi çaresiz kılar, bizi dünyada görünür ve sahip çıkılır hale getirir ve Kurdistan’ın devletleşmesini hızlandırır. PKK’nin geçmişte Avrupa devletlerinde sergilediği yıkıcı ve tahrip edici eylemleri hala Avrupalıları tedirgin etmektedir. Tüm bu tedirginliklerin, güvensizliklerin aşılması, yeni bir sayfa açılması gerekmektedir.

Ayrıca her tür şiddet lanetlenmeli, şiddete yol açabilecek düşünce ve eylemler reddedilmelidir

Legaliteyi sağlamış ve şiddetsizliği kontrol altına almış bir yapı kurşun geçirmez, yanmaz, kopmaz, parçalanmaz, etkilenmez, aldanmaz.

Bu dinamik yapıya köleleşmiş yanaşmalar, özgürleştirilmiş devşirmeler, aydınlanmış taşeronlar yanaşamaz.
30.12.2013
Yiğit Doğan
Dengeazad
Nerina Azad
Bu haber toplam: 1783 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:14:37:23
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x