Lider vesayeti-İlker Özdemir

<b>Toplumun ihtiyacı liderin gücünü artırmak ve onun vasiliğine bel bağlamak değil, toplumun gücünü artıran güçlü ve kurumsallaşmış bir demokrasidir</b><br><br>Toplumsal gelişme için kural ve ilkelere dayalı bir yönetim yerine.

29.01.2014, Çar - 19:22

Lider vesayeti-İlker Özdemir
Haberi Paylaş
Toplumun ihtiyacı liderin gücünü artırmak ve onun vasiliğine bel bağlamak değil, toplumun gücünü artıran güçlü ve kurumsallaşmış bir demokrasidir

Toplumsal gelişme için kural ve ilkelere dayalı bir yönetim yerine, gücünü kişisel karizmasından alan liderlere ihtiyaç olduğu yolundaki söylemler, ülkemizde her zaman kitleler tarafından geniş destek bulmuştur. Ülkemizin birlik beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu dönemin bir türlü ara vermemesi gibi, kitlelerin de sorunlarımızı çözebilmek için bir karizmatik lidere duyduğu ihtiyaç bir türlü son bulmamaktadır. Siyasal bilincin ve katılımın kıpırdanmaya çalıştığı her dönemde budandığı toplumumuzda reçetenin adı, her dönemde değişik biçimlerde karşımıza çıkan karizmatik liderler olmaktadır. Karizmatik bir politik liderin gücünün sorgulanmasına yol açan son yönetim krizinde, asıl gözden kaçan şey güçlü/karizmatik lider ihtiyacının bizzat kendisinin çözülmesi gereken bir sorun olduğudur. Bu kriz mevcut sorunları çözmek adına günün ihtiyaçlarına göre hızla alınan kararların herhangi bir temel ilkeye dayanmadığı için aynı hızla eskimekte olduğu açıkça göstermiştir. Çünkü, liderin kararları, müzakere ve diyaloga dayalı kararlar değildir.

Karizma kavramı Katolik teolojisinde Tanrı’nın bahşetmiş olduğu ruhsal gücü ifade eder. Karizmatik liderlik ise, kitlelerin bir misyonla yüklü olduklarına inandıkları liderleri ile özdeşleşmesi ve o büyük ustanın gösterdiği yolu akıl ölçüleri ile değerlendirmeden, inançla kayıtsız şartsız takip etmelerini işaret eder. Liderin sahip olduğu karizma kitleleri mobilize eden, etrafında bütünleşilen mistik bir güçtür ve karizmatik liderlerin etkileri onlara atfedilen üstün kişisel özelliklere dayanır. Bu özellikleri sayesinde karizmatik liderler kitleleri peşinden sürüklemekte ve takip edilecek yol için onların gönüllü katılımcılar olmasını ve bir misyon için kendilerini adamalarını sağlamaktadır. Misyon bu dünyada gerçekleştirmek istediğimiz kutsal amaç iken, karizmatik önderler bu kutsal amaçlara ulaşmamız için takip etmemiz gereken ruhani önderlerimiz olmaktadır. Bu mürit/mürşit ilişkisinde, olağan niteliklere değil olağanüstü ve hatta doğaüstü niteliklere vurgu yapılmaktadır.

Gücünü karizmasından alan liderlerin insanları yönetebilme hakkı biçiminde kavramlaştırılan bir liderlik kavrayışı, kural tanımayan bir iş bitiricilik ile işlerin yürütülmesi anlamına gelir... İşlerin etkin bir biçimde yürütülmesi için demokratik süreçleri dışlamayı meşru gören liderlik söylemi aracılığıyla, lider kutsallaştırılırken, yapıp ettikleri de denetim ve eleştiri dışı tutulur. Lidere her türlü itiraz şiddet ve baskı ile bertaraf edilmeye çalışılırken, her türlü demokratik denetim mekanizmasını tasfiye edilir ve kuralsızlığın ve keyfi yönetim tarzının önü açılır. Liderin, milletin esenliği adına, keyfi davranabilme serbestliği ile hukuk askıya alınır ve lider topluma yöneticilik yapmanın ötesinde vasilik ve yaşam koçluğu yapmaya başlar.

Politik yaşamımızda çok kullanılan vesayet kavramı, korunmaya muhtaç kişilerin korunması ile ilgili yöntemi, vasi ise vesayet altındaki kişilerin bütün menfaatlerini korumak ve onu temsil etmekle yükümlü kişi ya da kurumu işaret eder. Vesayeti gerektiren hallerin başında doğal olarak çocuklar gelmekte olup, koruma ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken, kısaca kendini yönetebilme; başka bir deyişle kendisi için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt etme kabiliyetine sahip olmayan kişiler için vesayet kurumuna ihtiyaç duyulur. Liderlik, bir vesayet kurumudur. Askeri vesayetten kurtulduğu iddia edilen toplumun vesayete ihtiyacının bitmediği varsayıldığından, toplum bugün, bizim için her şeyin en iyisini düşünebilen liderin/babanın vesayetine emanet edilmeye çalışılmaktadır.

Bütün toplumun vesayetini üstlenmek gibi ağır bir sorumluluğun altına giren lider/baba ise, otoritesine karşı gelen evlatlarını cezalandırma yetkisini de kendi üzerine alarak, evlatlıktan reddetme hakkını saklı tutmaktadır. Lider, üstün akıl gücü ve karizması ile toplumun(!) menfaatlerini koruyabilmek için herkesi bağlayıcı ve herkese eşit olarak uygulanması gereken kuralları bir ayak bağı olarak görmektedir. Bu kafası karışık, doğru ile yanlışı ayırt etmekten aciz çocuksu toplumun esenliği ve geleceği için de gerektiğinde hukuku askıya alabilmeyi: yasal ve meşru bir dayanağı olmayan uygulamaları, baskıları ve yetkisi sınırlandırılmamış ve denetlenemeyen iktidar biçimlerini savunabilmektedir.

Sloganlarla pekiştirilen liderlik anlayışının ve lider otoritesine boyun eğilmesinin, hayal kırıklıklarına uğramış kitlelerin demokratik yol ve yöntemlerden, belki de kendilerinden, umutlarını kesmeleri ile ilişkili olduğu söylenebilir. Hayatlarının akışını denetleyemeyen ve kendi akıllarına güvenip bilmeye cüret etmedikleri için bağımsız bir erişkin olamayan bireyler, yaşanılan hayatı kontrol eden büyük güç odaklarına karşı sürekli bir çaresizlik yaşamaktadır. Bu çocuksu çaresizliğin getirdiği tepki ise özgürleşme arzusu değil, denetlenme/vesayet arzusu olmakta, vesayet arzusu otoriter ve karizmatik lider özleminin güçlenmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu sonuç, kendi kaderine hükmedebileceğine ve yaşanan hayatı değiştirebileceğine inancı olmayan ya da kalmayan kitlelerin liderlik/önderlik gibi ruhani/mistik fikirlerle flörtüne yol açmaktadır. Bu arada sadece moda düşünceleri izleyen eğitimli kifayetsiz muhterisler ise, az zamanda büyük işler başarmayı vaat eden liderlik öğretilerine ve strateji oyunlarına yoğun ilgi göstermektedir.

Ülkelerin kalkınmasını, toplumun gelişmişlik düzeyine değil de, o ülkede az sayıda üstün niteliklere sahip insanın bulunmasına ve onların yöneticilik yapmasına bağlayan liderlik öğretileri, lider vasfına sahip bireylerin üstün aklı ile bizi yönetmesi gerektiği düşüncesini öne çıkaran ve toplumsal eşitsizlikleri ve otoriter yönetimleri meşrulaştıran bir yönelimdir. Oysa, yaşadığımız sorunlar, güçlü bir liderin müdahalesi ile çözülebilecek sorunlar değil, tam aksine, güçlü bir liderin vesayetine bel bağlamanın yaratmış olduğu sorunlardır. Bir mit, bir mistik güç olarak liderlik ve kişisel karizma, akıl yolu ile müzakere edilen bir şey olmadığı için de, ortak aklın askıya alınmasını beraberinde getirmiştir. Oysa bizim daha iyi bir topluma ulaşabilmek için, az akla değil, çok akla, yani müzakere ve diyalog ile geliştirilecek bir ortak akla ve geniş katılımla alınacak kararlara ihtiyacımız vardır. Toplumun ihtiyacı liderin gücünü artırmak ve onun vasiliğine bel bağlamak değil, toplumun gücünü artıran güçlü bir demokrasiyi kurumsallaştırabilmektir.

* Çukurova Üniversitesi


Nerina Azad
Bu haber toplam: 2101 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:23:17:27
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x