Salih Müslim: Türkiye, ‘Kürt’ ve ‘Kürdistan’ fobisinden hala kurtulmuş değil

Türkiye'nin radikal İslamcı örgütlere desteğinin tamamıyla kesildiğinin söylenemeyeceğini belirten PYD Eş Başkanı Salih Müslim, "Türkiye ile aramızda bir soğukluk olsa da diyalog kanalları hala açık" dedi. Suriye'de her iki bloğun da iç.

18.03.2014, Sal - 18:10

Salih Müslim: Türkiye, ‘Kürt’ ve ‘Kürdistan’ fobisinden hala kurtulmuş değil
Haberi Paylaş
Türkiye'nin radikal İslamcı örgütlere desteğinin tamamıyla kesildiğinin söylenemeyeceğini belirten PYD Eş Başkanı Salih Müslim, "Türkiye ile aramızda bir soğukluk olsa da diyalog kanalları hala açık" dedi. Suriye'de her iki bloğun da içinde olmadıklarını belirten Müslim, Hewler Anlaşması'nın işlememesinin sebebinin PYD olmadığına dikkat çekerek, "Başkalarının stratejik çıkarlarına alet olmayız. Kürtleri katlederek yola devam etme devri bitti" dedi.



T24 haber portalına konuşan Kürdistan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanı Salih Müslim Suriye ve sıcak bölge gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye’de siyasi ve askeri alanda son durumu değerlendiren Müslim, "Rejim ile muhalefet güçleri arasında çatışmalar bütün hızıyla devam ediyor. Muhalefet içinde Özgür Suriye Ordusu ile radikal Selefiler arasında bir ayrışma yaşanıyor. Bu ayrışmayı isteyen Batı. Batı, destekledikleri Suriye muhalefetinden radikal Selefilerin ayrılmasını istiyor. Ayrışma, Ürdün üzerinden yapılmaya çalışılıyor. Lübnan sınırında bu grupların destekleri azalmış durumda, bu da Suriye ordusunun Lübnan sınırına doğru etkinliğini arttırmasına neden oluyor. Ayrıca Halep civarında da yoğun çatışmalar devam ediyor. Kürdistan’da ise, radikal İslamcı grupların saldırıları yoğun bir şekilde sürüyor. Yalnızca askeri hedeflere değil, kolaylarına geldikleri için sivil ve savunmasız hedeflere de saldırıyorlar. Kamışlı’daki son saldırı bunun bir örneği. Silahlı güçlerimiz ise gerekli karşılığı veriyor" dedi.

'Türkiye'nin çetelere desteği tamamıyla kesildi denilemez'

Türkiye’nin radikal İslamcı örgütlere desteğini değerlendiren Müslim, kesin bir hükümde bulunmanın şu an zor olduğunu belirterek, "Türkiye’nin eskiye nazaran mesafeli, dikkatli davrandığını söyleyebilirim. Ama çetelere desteğin tamamıyla kesildiğini söyleyemem. Ayrıca, Türkiye içinde desteğin kesilmesi ve devam etmesi konusunda yoğun bir iç çatışma ve tartışmanın olduğunu da biliyoruz. Türkiye, 'Kürtlere karşıdır diye bu tür gruplara destek veriyorum' anlayışından tümüyle vaz geçmelidir. Bunu kabul etmemiz asla mümkün değil, aynı şekilde Türk halkının da tavır koyması gerekir. Kobani’de son günlerde şiddetli çatışmalar devam ediyor. Buradaki radikal İslamcı grupların, silahları Türkiye’den daha önceden mi aldıkları, yoksa yeni yardımlar mı olduğunu tam olarak bilemiyoruz" dedi.


'Türkiye ile aramızda bir soğukluk olsa da diyalog kanalları hala açık'

Basına yansıyan görüşmeler dışında Türkiye ile bir görüşme olmadığını belirten Müslim, "O zaman yaptığımız görüşmelerde Türk tarafı, İslamcı radikal grupları desteklemeyeceklerine dair söz vermişti. Bir de baktık ki gizliden destek devam ediyor. Bunu kendilerine söyledik. Susmamız söz konusu olamazdı. Aramızda bir soğukluk olsa da diyalog kanalları hala açık. Zaten kesmemiz de mümkün değil, hem halklar olarak, hem de sorunun muhatapları olarak iç içeyiz. İki tarafın da bir birini görmezden gelmesi mümkün değil. İlişkilerin onurlu ve statülü olması bizim açımızdan önemli. Çünkü bizler bir halkın temsilcileriyiz. Osmanlı entrikaları ile siyaset geride kaldı. Eşitler ilişkisi göz önüne alınarak diyaloglar kurulmalı ve sağlam temeller üzerinde devam etmeli" dedi.

'Her iki bloğun da içinde değiliz'

Suriye iç savaşında Esad rejimini destekleyen, başını Rusya ve İran’ın desteklediği bir blok ile muhalefeti destekleyen Amerika, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Batı’nın desteklediği ikinci bir blok olduğu ve PYD'nin bu bloklar arasında pozisyonunun neresi ne olduğu sorusunu cevaplayan Müslim, "Başından beri ulusal demokratik haklarımızın, varlığımızın tanındığı, demokratik ve özgür bir Suriye istedik. Mücadelemiz buna yönelik. Sorun, ondan mı, bundan mı meselesi değil. Ayrıca buna da mecbur değiliz. Suriye halkının ayaklanmasında öteden beri başı çeken bizlerdik. Genel ayaklanma Mart 2011’de başladı. Oysa bizler 2004’den beri şu veya bu şekilde ayaklanmıştık. Ayaklanma muhalefet içinde anti demokratik iktidar savaşına dönüşünce tavır koymak zorunda kaldık ve kendi yolumuzu çizdik. Demokratik olmayan bir devrimin, dönüşümün içinde yer almamız mümkün değildi. İşin içine silah girince bir yerlerden destek almanız gerekir. Silah ve ekonomik destek verenler iradenize de ipotek koyarlar. Bu da siyasi bağımsızlığınızı kaybetmeniz anlamına gelir. Bunun için bu tür bir ilişki biçimini kabul etmedik. Dikkat ederseniz rejim ile muhalefet arasındaki silahlı çatışmalardan ilk dönemler uzak durduk. Esad rejimi, Rusya ve İran’ın silah ve parasına, muhalefet ise Türkiye, Suudi, Katar ve benzeri devletlerin silah ve parasına muhtaçlar. Bu açıdan bizler her iki bloğun da içinde değiliz" dedi.


'Kırk milyonluk Kürt halkı arkamızda'


PYD'nin lojistik desteğini 40 milyonluk nüfusu olan Kürt halkından aldığını belirten Müslim, "Kırk milyonluk Kürt halkı arkamızda. Kürdistan Demokrat Partisi, Kürdistan Yurtseverler Birliği, PKK hepsi yardım ediyor. Desteğimizi halkımızdan alıyoruz ve kendi imkanlarımızla mücadelemizi sürdürüyoruz. Zaten açlığa alışmışız, ayrıyeten paralı askerlerimiz de yok, kimseye savaşmak için maaş da ödemiyoruz" dedi.

'Kürtleri katlederek yola devam etme devri bitti'

Türkiye’nin Rojava'ya karşı siyasetinin PYD ve PKK’ye tavrından kaynaklı olmadığını belirten Müslim, "PKK’den kaynaklanmış olsa neden Türk devleti PKK ile oturup görüşüyor? Sayın Öcalan ile İmralı’da görüşüyorlar, Kandil’e kadar gittiler. Türk yetkililere de söyledim, bizler iki ayrı partiyiz ve iki ayrı süreç söz konusu, ama birbirimizi etkilememiz doğaldır. Kendi kararımızı kendimiz alıyoruz, kimseden emir almıyoruz. Sorun şu; yirminci yüzyılın sonuna kadar Ortadoğu’da Kürtlerin varlığı ve hakları kabul edilmedi. Şu an Ortadoğu’da demokrasi mücadelesinin başını çeken Kürtler, bölgenin en önemli aktörlerinden biriler. Türkiye ise, hala 'Kürt' ve 'Kürdistan' fobisinden kurtulmuş değil. Türk devleti, Kürtlerin ulusal ve demokratik haklarına kavuşmasını kendi varlığına karşı bir tehdit olarak görüyor ve Türk halkına yıllardır bu yönde propaganda yapıyor" dedi. İkinci olarak, bütün anlaşmalar ve kurulan nizamın Kürtlerin varlıklarının ve haklarının inkarı üzerine kurulduğunu ifade eden Müslim, "Şimdi Kürtler demokratik bir nizam kurmak için ayağa kalktılar. Bu da Ortadoğu’nun dengelerini alt üst etti. Uluslararası güçler ve bölge devletleri mevcut statüko ve dengelerin bozulmaması ve Kürtlerin varlıklarının, haklarının teslim edilmemesi için direniyorlar. Artık bu güçlerin Kürtleri katlederek, yok sayarak yollarına devam etme devri bitti. Bu eşiği tam olarak geçemeyenler, bizimle onurlu diyalog kurmada zorlanıyorlar" dedi. .

'Hewler Anlaşması'nın işlememesinin sebebi PYD değildir'

Kürtlerin birliğini her zaman savunduklarını ifade eden Müslim, "Hewler Anlaşması Sayın Barzani’nin çağrısı ve bizim de çok yoğun çaba ve özverimiz sonucunda gerçekleşti. Anlaşma sonucu Yüksek Kürt Konseyi kuruldu. Daha önce bizim içinde bulunduğumuz meclis ve diğer siyasal güçlerin, yani her iki meclisin 5 5 katılımıyla Konsey oluştu. Sorun da buradan çıktı. İki meclisten bahsettim. Biri, Batı Kürdistan Halk Meclisi, diğeri Suriye Kürt Ulusal Meclisi. Bizim içinde bulunduğumuz meclis homojen bir yapıya sahip iken, diğer oluşumu meydana getiren 5 temsilcinin kendi içlerinde homojenlikleri mevcut değil. Alınan kararları bu 5 temsilci, temsil ettikleri partilerin dışında, yani mecliste temsil edilmeyen diğer 10 partiye götürmek zorundalar. Sorunun düğümlendiği nokta burada oldu. Bir kararın çıkması için birkaç ay beklemek zorunda kalıyoruz. Onun için Konseyin işlememesinin sorumlusu PYD değil, PYD dışındaki grupların kendi aralarındaki koordinasyonudur. Bunun yanında rejimin karakollarında ele geçirdiğimiz silah ve mühimmatı neden paylaşmıyorsunuz diye eleştiriyorlardı. Neden vereceğim, PYD zaten savaşıyor ve bizim bu silahlara ihtiyacımız var" dedi.

'Kürtler artık kendi halkının askerleridir'

Rojava açısından birliğin siyasal partilerin birliğinden çok parçaların birliği, dayanışması olduğunu belirten Müslim, "Kürdistanlı partiler de ayrıştırıcı değil, birleştirici olmalıdırlar. Kuşkusuz ayrı programatik hedeflere, düşünceye sahip olabiliriz ama temel ilkelerde, azmi müştereklerde bir konsensüs olmalıdır. Nedir bunlar; halkın ve ülkenin zarar görmemesi. Bunların dışındakiler tali konulardır.
Her siyasi hareketin kendi özerk yapısı vardır. Klasik anlayışta ilişki çoban, sürü anlayışına göre gider. Ama modern anlayışta demokratik kural ve işleyiş esastır. Biz de bunu esas alıyoruz. KDP, istediği gibi düşünebilir. Bizim için dört parçadaki Kürt halkının birliği ve dayanışması önemlidir. KDP için söylemiyorum ama bazı partiler Kürt meselesini bir ticaret meselesi yapmış durumdalar. Halkımızın da buna dur demesi gerekiyor. Kürtler artık kimsenin askeri değil, kendi halkının askerleridir" dedi.

'Ulusal Kongre'yi bir merci organı olarak görüyoruz'

Kürdistan Ulusal Kongresi'nin neden toplanamadığına dair de değerlendirmelerde bulunan Müslim, "Biz, 1990’lardan bu yana Kürdistan Ulusal Kongresi’nin toplanması gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda çağrımız da oldu. Kürt ulusunun, ulusal ve uluslararası düzeyde kabul görmüş bir merci tarafından temsili çok önemli. Kürt halkının tümü böyle bir oluşumdan yana. Ama bazıları çıkarları gereği bunu istemiyorlar.Ulusal Kongre’yi bir hükümet olarak görmüyoruz. Bir merci organı olarak görüyoruz ve ikili bir fonksiyonu olmalı diye düşünüyoruz. Kongre, Kürtlerin kendi aralarındaki ilişkilerini koordine etmeli ve uluslararası düzeyde temsilini sağlamakla görevli olmalıdır. Her parçanın kendi özgün durumuna göre tavır geliştirebilmeli ve mevcut siyasi sınırlarla uğraşmamalı" dedi.

'Devletin kurumları kantonlara bağlı kurumlardır'


Kanton bölgeleri ilan edilmesine karşın Suriye rejimi askerlerinin bu bölgelerde varlıklarını sürdürdüğüne dair iddialar ve memur maaşlarının hala Şam’dan ödendiği söylentilerine ilişkinde değerlendirmelerde bulunan Müslim, "Bazı noktaları açıklığa kavuşturmalıyız. Devlet, hükümet ve rejim denen üç ayak var. Biz, hükümete ve rejime karşıyız ama devlete karşı değiliz. Hiçbir zaman Suriye devletinden ayrı yaşamak ve Suriye’yi parçalamak istemiyoruz. Bu açıdan devletin kurumları varlıklarını sürdürüyor. Örneğin, posta hala çalışıyor, posta memurları mektup dağıtıyor ve devletten maaşlarını da alıyorlar. Halka hizmet yapıyorlar, rejime değil. Suriye Özgür Ordusu’nda çalışan memurların bazıları bile hala devletten maaşlarını alıyorlar. Ama devleti sonuçta yöneten birileri var. O da BAAS, Esad rejimi ve devletin sahibi. Ters değil mi? Bakın, kantonların oluşumuna Geçici Halk Meclisi karar verdi ve hükümet kurdu. Gelir elde etmeye başladılar ve bazı maaşları bu meclisin kurduğu hükümet ödüyor. Ama hala devletten kopmuş da değiller. Koptukları rejimdir. Örneğin Afrin kantonunda Şam hükümeti de, rejim de yok. Devletin bazı kurumları varsa bile, bu kurumlar kantona bağlı kurumlardır. Kobani de aynı şekilde. Kamışlı’da Havaalanı, Haseki’de üç tane yerin kontrolü rejimin elinde" dedi.


'Başkalarının stratejik çıkarlarına alet olmayız'


Kamışlı Havaalanı’nın tamamen rejimin kontrolünde olduğunu belirten Müslim, "Başkalarının stratejilerini hayata geçirmek için iki bin, üç bin PYD gerillasını feda edemeyiz. Rejimin askerleri sınırlı düzeyde havaalanında kalıyorlar ve dışarı ile ilişkileri yok. Ayrıca o bölgede 25 bin nüfusa sahip rejim yanlısı Arap Tay aşireti var. Dengeleri iyi hesap etmek zorundayız. Bunların kontrol ettiğimiz bölgelerde etkinlikleri yok ve hiçbir şeye de karışmıyorlar.Havaalanı sivil uçuşlar için kullanılıyor ve dünya ile bağı olan tek hava koridoru. Şam’a, Lübnan’a gidilecekse buradan gidilmek zorunda. Bizi eleştirenler rejim güçlerini bu noktalardan çıkarabiliyorlarsa gelsinler çıkarsınlar, ellerini öpeyim! Kısaca başkalarının stratejik çıkarlarına alet olmayız.


'Her iki taraf da siyasal çözüme inanmıyor'


Esad rejiminin, muhalifler karşısında her geçen gün kuvvetlendiğini belirten Müslim, "Cenevre-2 görüşmeleri, uluslararası camianın Suriye konusunda maalesef ciddi projelere sahip olmadığını gösterdi. Çatışmalar devam edecek. İki taraf da rejim ve muhalefet birbirlerini şiddetle ortadan kaldıracaklarını düşünüyorlar. Ama öyle değil, şiddet sarmalıyla ne rejim devrilir, ne de muhalifler biter. Ortadoğu’ya da gerçek bir barış gelmez. Ayrıca iki taraf da siyasal çözüme inanmıyorlar. Şu an tünelin ucunda bir ışık gözükmüyor, bizler de buna göre hesabımızı yapmak zorundayız. Suriye’de çatışmalar on sene de, yirmi sene de devam etse, sonuçta Suriye, eski Suriye olmayacaktır. Demokrasi er veya geç gelecektir. Kürtler de demokratik inşanın en önemli aktörlerinden biridirler ve ulusal demokratik haklarından asla vazgeçmezler. Attığımız tüm adımlar buna yöneliktir" dedi.
Nerina Azad
Bu haber toplam: 8511 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:11:05:13
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x