Özgür Herekol: Aponun Kasetleri ve PKK'nin Taşeronluğu

Aponun Kasetleri ve PKK'nin Taşeronluğu

Apo’nun sorgu kasetlerinin bir bölümünün Ergenekon’un siyasi kanadı İP tarafından gürültü ile yayınlanması, kamuoyunda ciddi bir etki yaratmazken, Doğu Perinçek şürekasının beklentileri de boşa çıktı.

İP, 15 yıldır elinde bulundur.

Özgür Herekol

24.02.2014, Pts | 21:54

Aponun Kasetleri ve PKK'nin Taşeronluğu
Makaleyi Paylaş
Apo’nun sorgu kasetlerinin bir bölümünün Ergenekon’un siyasi kanadı İP tarafından gürültü ile yayınlanması, kamuoyunda ciddi bir etki yaratmazken, Doğu Perinçek şürekasının beklentileri de boşa çıktı.

İP, 15 yıldır elinde bulundurduğu bu kasetleri neden daha önce değil de şimdi yayınladı? Bu yayından ne tür sonuçlar elde etmeyi amaçlıyor? Hedeflerin çok yönlü ve çeşitli oluğu görülüyor. Hepsinin cevabı Türkiye’nin son siyasal gelişmelerinde gizli.

Türkiye’de iktidarın eski ortakları Cemaat ile AKP bilinen nedenlerden dolayı kılıçları çektiler, birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortalık yere döküyor, birbirini tasfiye işiyle uğraşıyorlar. Cemaat AKP’yi yolsuzluk dosyaları ve TIR operasyonlarıyla vururken, AKP de Cemaat’ı paralel bir devlet oluşturmak ve hükümete darbe girişiminde bulunmakla suçluyor. Devlet brokrasisinde şiddetli bir kadro savaşı tüm hızıyla devam ediyor. İki tarafın da medyası savaşı karşılıklı teşhir ve karalama kampanyalarıyla her gün biraz daha tırmandırıyor. Her taraf toz duman. Aslında Türkiye ciddi bir siyasal kriz durumunu yaşıyor.

İşte İP kasetleri böyle bir süreçte servis ederken, bununla hem krizden kendi namına nemalanmak, hem de Cemaat-AKP savaşında, Cemaat’a taktik destek vererek hükümeti zayıflatmak istiyor. Hem Türkiye’deki milliyetçilere, AKP’yi destekleyen milliyetçi muhafazakarlara, hem de PKK kadroları ve yurtsever Kürt kitlesine belli mesajlar veriyor.

Bir taraftan Hükümetin teslim olmuş, tükenmiş bir Apo’yu muhatap alarak tekrar itibar kazandırdığını ve onunla işbirliği yaparak ülkeyi bölmeye çalıştığını ileri sürüyor, bu demogojik yalan ileTürk milliyetçilerini ve muhafazakarları tahrik ederek, sözümona onları eyleme geçmeye ve ’’oyunu bozma’’ ya çağırıyor.

Diğer taraftan Apo’nun o kasetlerdeki teslimiyetçi ve işbirlikçi tutumunu ifşa ederek onu genel manada itibarsızlaştırmak istiyorlar. Bunu psikolojik bir operasyon tarzında yaptıkları, en fazla da PKK kadroları ve Yurtsever Kürt Kitlesini sürece ve Apo’ya karşı kışkırttıkları anlaşılıyor. Hesaplarına göre, kasetleri izleyen Kadrolar ve halk Apo’ya güvenlerini yitirecek, çözüm süreci denen şeyin bir aldatmacadan ibaret oluğunu görecek ve dolayısıyla çatışma sürecini yeniden başlatacak.Hesap bu. Ama tutmadığı görülüyor.

Kasetleri ilk başta servis etmediler, çünkü . O dönemde Öcalan’ı tam anlamıyla kontrol altına almışlar, ona her istediklerini söyletebiliyor ve dikte ettirebiliyorlardı.Onun aracılığıyla PKK’yi etkisizleştirip tasfiye edebilecekleri konusunda oldukça umutlulardı. Onu Kürt ulusal mücadelesini tasfiye etmenin bir argümanı olarak gördükleri için ellerinde fazlasıyla imkan ve malzeme olmasına rağmen o dönemde itibarsızlaştırmaya yönelmediler. Ümit Özdağ televizyonlarda sorgu kasetlerinin yayınlanmasını açık açık savunup, bu yönlü çağrılar yapmasına rağmen ergenekoncular buna yanaşmamıştı. Bilakis öcalanı örgütün başında tutmak ve örgüte hakim olmasını sağlamak için sistemli destek sundular. Avukat görüşmelerinin düzenli olarak yapılıp, görüşme notlarının düzenli bir biçimde örgüte ve kamuoyuna ulaştırılması aslında bu politikanın bir ürünüydü. Ne zaman ki AKP hükümeti askeri vesayeti tasfiye ederek devlete hakim oldu, işte o zaman işler değişti. Öcalan bu sefer AKP hükümeti ile işbirliğine yöneldi. Aslında bunda şaşılacak bir taraf yok, APO’nun önderleri tutuklanmış, tasfiye edilmiş, Türkiye siyasetinin dışına atılmış bir Ergenekon ile eski tarz ilişkisini sürdürmesi zaten beklenemezdi. Fazlasıyla pragmatik ve yanar-döner bir kişiliğe sahip olan APO, elbette güç ve iktidar kimdeyse ona yanaşacak ve sorunlarını onlarla çözmeye çalışacaktı. Nitekim öylede yaptı. Ergenekoncular bu durumu Apo’nun kendilerine ihaneti, bir çeşit satma olarak değerlendirdiler. O nedenle bu kaset servisi ile Cemaat-Hükümet kavgasında „ataşe benzin dökmeyeceğiz“ diyerek açıktan hükümetin yanında yer alan Apo’dan intikam alma amacı da güdüyorlar.

Gel gelelim Apo’nun Hükümet ile ilişkisi özü itibariyle Ergenekonla ilişkisinden pek farklı gözükmüyor. Hükümet her ne kadar „çözüm süreci“ deyimini sıkça telafuz etsede, aslında ortada bir çözüm yok. Hükümet herhangi bir proje ortaya koymuş değil. Mit ile Apo İmralı da biraraya gelip görüşüyor ve konuşuyorlar. BDP Millevekilleri de belli aralıklarla adaya gidip geliyor.Avukatların yerini parlamenterler, görüşme notlarının yerini de mektuplar almış. Ama bu görüşmeleririn ne hukuksal bir dayanağı, ne de siyasal bir geçerliliği var. Kimseyi bağlamıyor. Sırrı Süreya Önder bile „gidip geliyoruz ama bir güvencemiz yok, ilerde yasadışı örgüte kuryelik yapmaktan yargılanırsak hiç şaşırmam“ diyor. Mit mensupları ile Apo’nun görüşmelerinin ergenekoncularla olanlardan bir farkı var mı bilmiyoruz. Hükümet de tıpkı Ergenekon gibi APO’yu, silahlı mücadeleyi sona erdirecek, PKK’nin tasfiyesinde kullanılacak bir enstürman olarak görüyor. Bülent Arıç, Beşir Atalay bunu açık açık ifade ettiler.

Cemaat-AKP arasındaki iktidar kavgasının iki tarafı da yıpratacağına şüphe yok. Cemaat’ın artık eskisi gibi devlet aygıtını, polis ve yargıyı kendi politik amaç ve çıkarları doğrultusunda kullanması mümkün değil, bunun koşulları ortadan kalkmıştır. Devlet brokrasisinden tümden tasfiye edilemeseler de ciddi manada geriletilmişlerdir. Hükümetin ise yolsuzluk dosyaları başta olmak üzere, pislikleri bir bir ortaya dökülmektedir.Tam gaz giden karalama kampanyası ve propaganda savaşının bir takım yıpratıcı sonuçları muhakkak olacaktır. Bunun düzeyini en açık önümüzdeki seçimlerde göreceğiz. Apo’nun sorgu kasetlerinin bunda payı olacak mı? Olacaksa ne ölçüde olacak? Onu da zaman gösterecek.

Sorgu kasetlerinin esas hedef kitlesi Kürtlerdir. Ancak Kürtler bugün ortadoğunun en politik halkıdırlar. Eskisi gibi kolay kandırılamaz ve oyuna getirilemezler. Politik çıkarlarını bilip ona uygun duruş sergileyecek yetenek ve kapasiteye sahipler. O nedenle sorgu kasetlerinin neden bu dönemde yayınlandığını ve ergenekoncuların bununla neyi amaçladıklarını bilirler. APO sorguda teslimiyetçi ve işbirlikçi bir tutum sergilemiştir deyip, mücadele gücünü dağıtmaz, kendilerini koyvermezler. Nitekim Kürt cephesinde bu yönlü emarelere rastlamıyoruz. Kasetlerin yayınlanması Kürt kamuoyunda bir infiale yolaçmadığı gibi, her kesim hayatın olağan akışı içinde yoluna devam etmektedir. Apo’nun sorgu ifadeleri ve mahkeme tutumu zaten Kürt kamuoyu tarafından bilinmektedir. Belki isyan etmediler, ama bunu benimseyip içlerine sindirdiklerini de kimse söyleyemez.

PKK tarafının klasik savunma tutumu anlaşılırdır. „Kasetteki konuşma ve görüntüler gerçektir, başkanımız teslimiyetçi bir tutum sergilemiştir“ diyecek halleri yok. Onlar „montajdır“ ,“eklemedir“,“cımbızlamışlar“ deyip zavahiri kurtarmaya çalışıyorlar. Ama halkın zekasıyla alay etmemek gerekir.

Kasetteki ses ve görüntüler gerçek olup yüzde yüz Özalan’a aittir. Emri altında onbinlerce gerillanın kahramanca, gözünü kırpmadan, en ufak bir teredüt göstermeden ölüme gittiği bir liderin hiç bir durumda bu kasetteki sözleri söyleme hakkı yoktur. Söylüyorsa tarih ve halk karşısında bunun hesabını mutlaka vermek zorundadır. Teknoloji çağında yaşıyoruz, bu çağda hiç bir şey gizli kalmaz, kalmıyor. O nedele „kasetteki görüntülere nasıl inanıyorsunz“ deyip sağa sola tehditler yağdırmak, hakaret etmek, sefaletin fedailiğini yapmaktır. Beyhude bir çabadır. Bu kasetlere böyle patavatsızca konuşanın hiç mi suçu yoktur? APO aslında sorgu tutumunun adını kendisi koyuyor. „Benim bu yaptığımı Türkiye’de kimse yapmaz, teslimiyet ve işbirlikçilik olarak değerlendirirler, ama ben yaptım“ diyor. Allah aşkına düşünün, o kasetlerde Apo’nun sarfettiği sözlerin binde birini herhangi bir PKK li sorguda, işkence altında sarfetse hali nice olur? Herkes de bilir ki onun ne hainliği kalır ne alçaklığı. İtirafçı ve ajan damgasını hemen yer. Öcalan sözkonusu olduğunda bir çok şey gibi adalet de tersinden işliyor.Biz aslında liderlerin aşırı abartılmasının, tanrılaştırılmasının bedelini ödüyoruz.

Benim en çok dikkatimi çeken konu ise taşeronluktur. Taşeronluk aslında başkalarının işini daha az bir ücret veya kazanç karşılığında yapmaktır. Esasen ekonomik bir terimdir, fakat siyaset alanına da girmiştir. Başkalarına adamlık veya piyonluk yapmak anlamında da kullanılıyor. Türk faşistleri ve devlet yetkilileri Türk devletine karşı mücadele eden devrimci örgütleri sürekli taşeron olmakla suçlamışlardır. Onlara göre Türkiye’de hiç bir ciddi sosyal problem yoktur, ne işçiler emekçiler sömürülüyor ne de kürt halkı eziliyor.
Türkiye’nin büyümesini ve bölgesel bir güç olmasını istemeyenler, bu tür taşeron örgütleri örgütleyip harekete geçiriyor.

PKK bu örgütlerin başında gelmektedir. Bu ağızı ben iyi tanıyorum. Klasik Türk devlet üslubudur bu. Kasette Ergenekon subayı Apo’ya „Siz taşeronluk konusunda uzmansınız“ diyor. Bunu söylerken PKK’nin başka güç ve devletlerin piyonu olduğunu ileri sürüyor.

Öcalan da hemen onu onaylar bir yaklaşım gösteriyor. Dünya da ABD başta olmak üzere bütün büyük güçlerin taşeron kullandıklarını, siyasi emellerini gerçekleştirmek için başka çareleri olmadığını ileri sürüyor. Ve yeni dönemde kendisine şans tanınması halinde Türk devletine en büyük hizmeti yapacağını dillendiriyor.30 milyonluk kürt halkını ve tüm ortadoğuyu beş kuruş harcatmadan, çok ucuza Türkiye’ye bağlayacağını, Türkiye ile orta asya arasına köprü kuracağını, Rusya’yı dahi Türkiye’nin etki alanına sokacğını ballandıra ballandıra anlatıyor. Hatta o kadar ileri gidiyor ki, „Dünya nasıl yönetilir, onlara göstereceğim“ diyor. Subay Apo’nun şaha kalktığını görünce „çok abarttın“ diye uyarma gereği duyuyor. Bunun üzerine Apo „ He yav biraz abarttım galiba, allah kahretsin“ demek zorunda kalıyor. Aslında APO burada „beni ezmeyin, size her konuda taşeronluk yapmaya hazırım, beni taşeron olarak değerlendirin“ önerisinde bulunuyor.Durum yorum gerektirmeyecek kadar açık.

PKK kurulduğundan imralı sürecine kadar Kürt halkının ulusal kurtuluşu için şavaşmış bir örgüttür. Kürtlerin özgürlük için Türk devletine karşı savaşmaları, kendi öz meseleleri ve görevleridir. Daha doğrusu bu savaş kendi işleridir. Bu işi bir taşeron olarak başkalarından almamışlardır. Kaldı ki bu savaşta Türk devletinin patron olarak sıfatlandırdığı devletlerin hepsi de PKK’nin değil, Türk devletinin müttefikidirler. Yani PKK geçmişte başkalarına taşeronluk yapmamıştır. Dolayısıyla bu konuda uzman olmadığı gibi bir tecrübesi de yoktur. Apo sorguda, eroin kaçakçılığında olduğu gibi taşeronluk konusunda da PKK’ye iftira etmektedir. PKK’nin Türk devletine hizmet ya da taşeronluk yapması için hiç bir neden mevcut değildir. Türk devleti’nin eski osmanlı sınırlarını kapsayan bir bölge veya dünya gücü durumuna gelmeleri asla kürtlerin meselesi değildir ve olamaz. Kaldı ki Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuş, temel politikası kürtleri asimile edip tarihten silmek olan, bu politikayı bugün de islami bir renkle devam ettiren bir devletin, bölge ya da dünya devleti haline gelmesi, Kürtlere bir kazanç sağlamayacağı gibi, tarihten silinmelerini hızlandıracaktır. Emperyal bir Türk devleti olsa olsa faşistlerin bir hedefi olabilir.

İmralı süreci ile birlikte yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, ben PKK’nin Türkiye’nin taşeronluğunu yapan bir örgüte dönüşmediği, Apo’ya rağmen bundan sonra da dönüşmeyeceği kanaatindeyim.




Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale toplam: 20954 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:12:38:49
5 Yorum
Nerina Azad
x