Kenan Fani Doğan: Rehberi itirafçı olanın yolu çöplüğe çıkar..

Rehberi itirafçı olanın yolu çöplüğe çıkar..

General İhsan Nuri'nin önderlik ettiği bağımsızlık amaçlı Kurdistan Agiri direnişi Türkiye-Rusya-İran'ın ittifakıyla yenilgiye uğratılınca faşist türk basını mezarlı karikatürler yayınlayarak "Kürdistan bu mezarda yatıyor" mealinde başl.

Kenan Fani Doğan

09.02.2014, Paz | 12:43

Rehberi itirafçı olanın yolu çöplüğe çıkar..
Makaleyi Paylaş
General İhsan Nuri'nin önderlik ettiği bağımsızlık amaçlı Kurdistan Agiri direnişi Türkiye-Rusya-İran'ın ittifakıyla yenilgiye uğratılınca faşist türk basını mezarlı karikatürler yayınlayarak "Kürdistan bu mezarda yatıyor" mealinde başlık atıyordu.

Gelinen dönemde Kürdistan'a mezar bile çok görülmüş olacakki bizzat kendisi karikatür olan siyasetçi müsveddeleri bağımsız Kürdistan'ı çöplüğe havale ediyorlar. Faşistlerin Kürdistan aşağılamasıyla kıyaslandığında bu sonuncuların ne kadar haysiyetsiz politika yaptıkları daha iyi anlaşılır. Zaten faşist türk devleti de öldürdüğü kürt yurtseverlerini mezar yerine çöplüğe gömüyordu. Kasaplar Deresi'ni kimlerin TC'ye tavsiye ve işaret buyurduğu da böylece anlaşılmış oluyor

Mezarın bile çok görülerek sadece bu dönemin değil geçmiş dönemin yüzaklarına reva görülen çöplükte senin şerefin ve namusun yatıyor.

Söylesen de anlamazlar, anlamaları için bazı kavramların bilincinde olmaları gerekirdi. Heyhat...

Öcalan, Hatip Dicle, Aysel Tuğluk, Hasip Kaplan, Sabahat Tuncel, Murat Karayılan, Mustafa Karasu, Cemil Bayık, Duran Kalkan olduğu sürece CHP'ye, İsmet İnönü'ye, Mustafa Muğlalı'ya, Abdullah Alpdoğan'a gerek yok. Baksanıza onların mezarı reva gördüğü Kürdistan'a mezarı bile çok görerek çöplüğü gösteriyorlar. Ve bu çöplükçüler güya bizden..

İnsanlık nazarında kendilerinin çöp kadar değeri kalmadığını bir anlayabilseler..

Bağımsız Kürdistan'ı çöplüğe göm"dük" diyenler bu uğurda hayatını feda edenleri çöplüğe gömenlerle işbirliği yaptıklarını itiraf edip onlardan af ve atıfet bekliyorlar. Sözleri hizmet ettikleri işgalci devlete bir sitemdir, bir hatırlatmadır. Bunca yıllık sadakata ve işbirliğine karşılık bekliyorlar. Devletin hizmetinde oldukları daha açık nasıl anlatılabilir, nasıl itiraf edilebilirdi?

"Hiçbir şey bağımsızlık ve özgürlükten daha değerli değildir" diyerek ortaya çıkanlar bugün gelinen aşamada bağımsızlığı çöplüğe havale ediyorlarsa kendi değerlerini düşürmüşlerdir. Bağımsızlık ve özgürlük yeryüzünün bütün milletleri tarafından en büyük değer olarak kabul gördüğüne göre bizim siyasetçilerimiz insanlıklarını düşürmüşlerdir. İkiyüzlü sahtekarlar olmaları da cabası. Böylelerine ne deneceğini herkes iyi tartmalıdır.

Dün ulusal bağımsızlık adına burjuvazinin bayrağını geminin bordasından aşağı atıp proleterya öncülüğünde ulusal kurtuluş mücadelesi vereceklerini taahhüt ediyor, gruplarının adını Ulusal Kurtuluş Ordusu ordusu olarak açıklıyorlardı. Tamı tamına böyleydi.

Şimdilerde ise çöpçübaşı Hakan Fidan'ın talimatıyla Kürdistan'ı süpüreceklerini sanıyorlar.

Sizin gibiler faşist türk devletini canlandırıp sürekli kılmak için olsa olsa sömürgecilerin pisliğini temizler ve temizliyorsunuz da. Türk devletinin işlediği bunca suçu temizlemeye denizlerin suyu yetmezken sizdeki ne tahirlikmiş böyle !

Ülkesini yokedip faşist sömürgeciliği aklayacak güya. Maalesef böyle eşeklere bizde siyasetçi deniyor.


***

Bugünkü ihanetin yakıtı iki arada bir derede kalarak Kürdistan'ın bağımsızlığından yana açık ve kararlı tavır alamayanlardır. İhanet ocağının sömürgeci devletle flörtü ve bu temelde Kürdistan inkârı bu kesim tarafından yumuşatılarak kitleye sunulmakta, kürtlerin gücü bölünmesin argümentine sığınılarak ihanete kesin tavır alınmasının önü kesilmektedir. İhaneti farklı manada tercüme etmek ve ihanet olgusunu saklamak hüner olmadığı gibi kürtlerin hayrına da değildir. Arada kalan mağdur pozisyonundakiler nihai duruşmada halkın haklı taleplerine değil kürt milletinin inkârına ve taleplerinin bastırılmasına omuz verir durumdadırlar. Kürtler gelecekte en büyük zararı bu kesimden görecektir. Belli sitelerin aracı rolüne bürünmüş yazarları, devletle kürtler arasında orta yol arayan kimi partilerin yönetici kadroları bu kesime mensup olup Kürdistan simsarlığı dışında hiçbir siyasi niteliğe ve kimliğe sahip değildirler. Ülkesi yanarken simsar kesilenlere değer vermeyiniz ve ciddiye almayınız. Takke düşmüş kel görünmüşken bu kesimin saf kalplileri de duygularıyla siyaset yapmak yerine akıllarını başlarına toplasınlar. Kürdistan ihanetle bitirilmenin eşiğine getirilmek isteniyor. Bu süreçte ikircikliğe ve başını kuma gömmeye gerek yoktur. Kürdistanilik varsa bugün içindir.

Ya bağımsız kürt devletinden yanasın yada kürtlerin devlet olmasının karşısındasın. Bunun üçüncü bir yolu yoktur. Ateşle barutu biraraya getiremeyeceğine göre ülkesi elinden alınmış kürtleri arap ırkçılığıyla, fars ırkçılığıyla, türk ırkçılığıyla Kürdistan'ı inkar temelinde ve işgal koşullarında aynı çatıya mahkum edebilmenin imkanı yoktur. Bu gerçeğin dışında yol arıyorsan senin yerin işgalcinin safıdır ve kürtlerin bitirilmesine gerekçe sunuyorsun demektir. Her millet gibi kürtler de ancak devletleriyle varolacaklarına göre kürt bağımsızlığının yanında olmadığında işgalcinin hizmetindesin demektir.

Bağımsız Kürdistan'ın yanındamısın yoksa karşısındamı?

Senin kürtlüğün, sosyalistliğin kadar insanlığının da ölçüsü, mihenk taşı bu sorudur işte..

***

Kürtlerin düşünce dilinin arazlı oluşu daha çok iktibas ettikleri kaynaklarla ilgilidir, hal böyle olunca önce net ve berrak algı engeli konmuş olunuyor. Buna bir nevi kendini engelleme denebilir. Dolayısıyla kürtlerin düşünce dilinin arazlı olmasını düşünce tarzının ve arazlarının bir sonucu olarak kabul etmek gerekecektir.

Kürtlerin başlıca iki referansı var; sosyalizm ve islam. Birini sünni islamdan aktarıyorlar, islam sadece sünnnet ehli ve sünni tefsirinden ibaret değil, kaldıki sünnilerin gerçek sünnet ehli oldukları oldukça su kaldırır. Tamamen izlense, ortodoksça tefsir edilse bile arapların bin yıl önceki toplumsal sorunlarına cevap verir mahiyette düzenlenmiş reçetelerin kürtlerin bugünkü ihtiyaçlarına cevap veremezliği bilimsel bir gerçekliktir. Kürtlerin sosyalizmi yorumlayışı ve yararlanma itiyadı da islama ilişkin tutumlarıyla aynı durumdadır. Her iki refereransa dair şabloncu bir algı ve anlayış hakimdir. Bu durumda kürtlerin kendi düşünce dilinin çarpılması ve kürtlerin ihtiyaçlarına doğru karşılıklar verebilme yetisinden mahrumiyeti kaçınılmazdır. Kürtler toplumsal ilerlemeyi hak kavramını ve hukuku referans alarak gözettiklerinde kendi özgün kavramlarını yaratmakla kalmayacak islama ve sosyalizme de gerçekçi ve yararlanılabilir tecrübeler katacaklardır. Her millet kendi şartlarında ne yapacağını yine kendi şartlarının doğru tahlilinden çıkarır. Bizler çoğu kez ülkemizin nelere ihtiyacı olduğundan çok sosyalizmin yada islamın neyi buyurduğuna bakıyoruz. Oysa ülkenin ihtiyaçlarının neyi buyurduğu esas alınmak zorundadır. Aksi durumda kürtlere ait olmayan, kürtlerin zorluklarıyla ilgisi bulunmayan bir ideolojik gözlüğe mecbur kalınmış olunur. Kürt münevverlerinin hakim kıldığı bu düşünsel saplantının bedelini millet esaretle ödüyor.

Kürtlerin 600 yüzyıllık türk tarihi boyunca uğratıldığı onlarca soykırım ve tehciri, Kürdistan'ın yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yağmalanmasını konuşmadan türk-kürt ittifakından bahsetmek sahtekarlıktır. Yeryüzünde işgalcisiyle ittifaka kalkışan aptal bir millet olmadığını biliyoruz. Bizim halkımız da aptal olmadığına göre bu önerme sahtekarlık değilse aptallıktır. Zira bu algıya sahip olanlar Kürdistan'ı kuzeyden, işgalcilerini ise türklerden ibaret sanıyorlar. Bu mantık esas alındığında araplar tarafından işgal edilen iki Kürdistan parçası araplarla, İran tarafından işgal edilen Kürdistan parçası farslarla, Ermenistan tarafından işgal edilen Kürdistan parçası ermenilerle yaşamak ve ittifak etmek zorundadır. İyi de bu işgalci devletlerin ve egemen halkların insanlık görevi nedir? Kürtleri metrese indirgeyerek devlet hakkından mahrum bırakmakmı yoksa kürtlerin devlet hakkını kabul ederek Kürdistan'ın emperyalist bir paylaşımla parçalanmışlığına son vermekmi ?

Milletine metres statüsü reva görenler siyasi fahişelerdir. Bu sıfatı hakaret amacıyla kullanmıyorum, olgunun tekabül ettiği gerçek budur.

Kürtlerin güya ağzı laf yapanları insan gibi davranmak istiyorlarsa kendi aşağılık komplekslerini konuşturmadan önce başlarını dik tutmayı öğrensinler. Kendi tecavüzcüsüne aşık olmak pek onurlu bir davranış değildir.

Kürdistansız kürt, diğer bir deyişle devletsiz kürt topraksız çiftçi gibidir. Kürtler ağa ile maraba arasındaki farkı da feodal köhneliği de çok iyi bilen bir millettir. Ağa yanaşması feodalizm yardakçıları kürtlere türk ağalığını hakim kılmak yerine kendi topraklarının ortaksız ve koşulsuz sahibi olmayı önerdiklerinde yanaşma olmaktan kurtulur özgür insana dönüşürler.

Bağımsız Kürdistan ve bu bağlamda ulusal devlet projesi Ortadoğu'da kendisi olarak varolmak isteyen diğer halkların ve kürtlerin kendi kaynaklarına sahip olmalarına ilaveten pazarda kendileri olarak yer almalarına, dünya pazarının/ekonomisinin bir bileşeni olmalarına imkan sunacaktır. Hadise sırf bununla sınırlı değildir, ulusal devlet sahibi olmak her mazlum millete olduğu gibi kürtlere de diğer toplumlarla özgürce sosyal, siyasal, kültürel ilişkiler kurma imkanı vereceğinden son derece uygar ve modern bir taleptir. Ortadoğu'ya barış ve uygarlık normları yeniden hakim kılınacaksa bu ancak ulusal devletlerin kurulması aracılığıyla sağlanabilir. Aksi olduğunda bugünkü tecrit ve kuşatılmışlık koşullarında mazlum milletlerin zenginlikleri yağmalanmaya devam olunacak, baskı, yoksulluk, kanlı çatışmalar, soykırımlar, tehcir, hürriyet gaspı sürecek, diğer bir deyişle çağdışı ilkellik malum hükmünü icraya devam edecektir..

***

Selahattin Demirtaş, Ali İsmail Korkmaz davası için; "Eskişehir Valiliği, başvuru yapıyor ve karar ile Kayseri'ye nakil yapılıyor. Bu yönlü bilinen davaların hiçbiri olayın olduğu yerde görülmedi. Lice davası daha yeni açıldı. Lice, Lice'de yakıldı. Fakat yargılama Eskişehir'e alındı. Eskişehir Valisi de orada güvenlik yok deyip Korkmaz davasını Kayseri'ye gönderdi. Kulp davası yeni açıldı. Dava Ankara'ya nakledildi. Metin Göktepe davası önce Afyon'a oradan Aydın'a daha sonra itiraz üzerine tekrar Afyon'a alındı ve polislere ödül gibi ceza verilerek kapatıldı. Gazi Davası, İstanbul'dan Trabzon'a gönderildi ve üstü örtüldü. Hakkâri'de 16 yaşındaki Seyfullah Turan'ın ölüm tehlikesi atlatması olayında o dava da Isparta'ya alındı bu polis yırttı. Şerzan Kurt davası Eskişehir'e alındı ve orada da 8 yıl gibi bir hapis ile polis memuru kurtarıldı. Musa Çitil davası olarak yansıyan dava Mardin'den Çorum'a nakledildi" demiş.

Ve Demirtaş söylediklerine eklemiş; "Bugün paralel diyorlar. Sen onlardan daha paralelsin. Bunları cemaat tek başına yapmadı. Beraber yaptınız."

İyi, haklısın kardeşim ama ortada itiraf gibi koca bir parallelik varki faili sensin ve onu görmek/göstermek istemiyorsun.

Diyarbekir'e Dersim'den, Hakkari'ye Bingöl'den, Ağrı'ya Hakkari'den milletvekili tayin etmeniz, illerle ilgisi olmaması bir yana Diyarbekir gibi başkent sayılan bir ile dahi dışardan türk belediye başkanı atamanız türk devletinin her ilde görülmesi gereken davayı bir başka ile nakletmesiyle paralelliği aştı, özdeşlik boyutunda seyrediyor. Kaldıki bir ile yöreyle ilgisi bulunmayan birinin yönetici ve temsilci olarak atanması bir mahkemenin bir başka ile kaydırılmasından daha vahim sonuçlar doğurur. Hadisenin temsil hakkı ve yetkileri açısından, demokrasi açısından içerdiği mahzurları bir hukukçu olarak görmekten ve dile getirmekten kaçınmanız acaba hangi iradenin buyruğu ve hangi paralelliğin gereğidir?

Bu özdeşliği kimin hesabına yazalım. Siz mi devlete eteklendiniz, devlet mi size?

Liderinize bakınca cevabı sarih, kimin kime eteklendiğini herkes görüyor ve biliyor.

Ne paralellik değilmi?

***

Öcalan'ın İmralı sorgusunda söyledikleri medyaya servis ediliyor. Hiç kimse bunlar yalandır demesin. Bunlar müttefiktir, suç ortağıdır. Tıpkı Fethullah'la AKP gibi içiçe çalışmışlardır. Nasılki rant kavgasından doğan siyasi uyuşmazlık Fethullah ile AKP'yi karşı karşıya getirmişse aynı şekilde ordunun tasfiye edilen kanadı da AKP ile uzlaşmazlığa düşmüştür. Oyuncağı elinden alınan ordu ve askeri vesayet odakları Öcalan'ın AKP'ye yamanması ve örgütünü de türk hükümetine yedeklemesi üzerine bunları piyasaya sürmüştür. Düne kadar aynı parsayı beraber toplayıp bir noktadan sonra parsa ve rüşvet karşıtı görünüp AKP'nin yolsuzluklarını ifşa eden cemaat gibi. Nasılki cemaatin ifşa etmesi AKP'nin masum olduğu anlamına gelmiyorsa Aydınlık çevresinin İmralı'da olan biteni ifşa etmesi de Aydınlık gerekçe gösterilerek yadsınamaz, bunlar montajdır, gerçekdışıdır vs. denip geçiştirilemez.

İşte adam karşınızda açık açık söylüyor. Öcalan'ın bir tek cümlesi bile başlıbaşına ihanet ve işbirliği kanıtıdır.

Aydınlık lideri her ziyaretinde Bekaa'da askeri törenle karşılanıyor, Öcalan'la devlet şifreleri üzerinden fiskosa koyulmadan önce ziyafet sofrasına oturtuluyor, poz poz fotografları çekiliyordu. Aydınlık o zaman iyiydi de şimdi mi kötü ve güvenilmez oldu?

Video kayıtlarıyla yansıtılanların hepsi gerçektir. Perinçek tasfiye edilecek ve öldürülecek olanların listesini Bekaa'ya götürüyordu, Küçük ve Perinçek'in ziyaretlerine denk düşen yıllarda binlerce bağımsızlıkçı kürt yurtseveri öldürüldü.

Düşünebiliyormusunuz, Şam büyükelçiliğinde görünürde ataşe gerçeğinde ise PKK nedeniyle MİT'in en önemli bölümünün yetkilisi olarak bulunan Cenk Duatepe, Öcalan ile aynı apartmanda ikamet ediyordu. Bunu anlamamak için aptal olmak gerekir. Yalçın Küçük bacanağı Cenk Duatepe'nin evinden Öcalan'ın bir kat alttaki dairesine iniyor, görüştükten sonra bir kat yukarıya MİT'in Suriye ve Lübnan patronunun evine yollanıyordu. Yalçın Küçük, Öcalan'la Duatepe arasında günlerce böyle mekik dokudu ve binlerce evladımızın yaşamına mal olan tezgah adım adım ilerletildi.

Hiç merak etmeyin yakında Öcalan'ın Yalçın Küçük ve Perinçek'le ne muhabbetler pişirdiğinin kayıtları da yayınlanır. Şimdi bu videolara itiraz yükseltenler aydınlığı da karanlığı da o zaman görürler.

***

Özgür Gündem gazetesinin haberine göre; Abdullah Öcalan'ın avukatları, İmralı'da çekilen video kayıtlarını yayınlaması nedeniyle İşçi Partisi (İP) hakkında suç duyurusunda bulunmuşlar.

Bu işe en çok bozulan MİT müsteşarı olacak. Bu suç duyurusunun dikkate alınarak Aydınlık hakkında kovuşturma başlatılması mümkündür. Bu kayıtlar uzun çekimlerden alındığına göre ellerindeki materyal geniş, kovuşturma süresince arama izinleriyle bunların tümünü elde etmeye çalışacaklar. Edebilirlermi, emin değilim ama esas yargıya taşındıkları zaman cingar kopacak. MİT mahkemeleri hizaya getirebilirse ne ala getirmezse hiçbir halt çıkmaz, haklarında takipsizlik kararı verilir.

Esas kayıtlar orduda, Aydınlık ne kadarını temin etmiştir bilemiyorum. Ancak Perinçek hırslıdır ve aldığı ceza ağır. Son çare olarak şantaj kaldı, salıvermezlerse ellerinde ne kadar kayıt varsa yayınlarlar.

Yapının içine devletin iyice yerleşmişliği söz konusu. Bunların basın yayın organları hemen her gruba kadar bir sorumlu tarafından yönetilir, bu sorumlunun izni ve kontrolu dışında bir harf bile yayınlanamaz. Tam Pravda yani. Ayrıca yazarlar arasında da hem kemalistler hem teşkilat var. Özgür Gündem ve Öcalan'ın diğer propganda organları ne kadar yırtınırlarsa yırtınsınlar kameralarla kaydedilmiş ihanet sahnelerini daha fazla örtemeyeceklerdir. Kitle hızlı bir şekilde olan bitenin farkına varıyor.

Hükümet yargılamalarda Öcalan'ı arkasına almak suretiyle kürt kartını ordunun elinden çıkardı, mahkumiyet kararları bunun üzerine verilebildi. Yoksa orduyu güçsüz bırakmaları olanaklı hale gelmezdi. Dikkat ederseniz Tayyip Erdoğan'ın "idam cezasını yeniden getirebiliriz" demesiyle mahkumiyet kararları birbirini izledi. Önce ordu ile PKK'nin danışıklı döğüşünü asgari ölçülere çektiler, sonra Gezi direnişleriyle kürt hareketliliğinin birleşmesini engellediler. Kıran kırana bir çatışmada hükümet hakim pozisyona geçince mahkumiyet kararları verildi ve onandı. Fethullah kozu da işe yaramayınca Öcalan üzerinden yeni bir girişim başlattılar.

İktidar çekişmesi acımasızdır. Ordu aralıksız 80 yıllık iktidarından oldu ama sivil kemalist bağlaşıklarıyla birlikte hala güçlü ve iktidar alternatifi. Kemalistlerin elinden kürt kartını almak sadece içerde iktidar imkanlarını sektelemekle kalmıyor, aynı zamanda onları Irak, Suriye ve İran bağlantılarından da mahrum bırakıyor. Kürt kartı komşu devletlere karşı da güçtür. AKP'ye bu imkanı tek başına Öcalan sundu. Bu nedenle şantaj ve tehdidin bir ucu da Öcalan'a dönük. Öcalan'ın kendisi şimdi idam tehdidine karşı bir de rezil edilmek tehdidiyle kıskaca alındı. Kısaca kırk katır yada kırk satır deniyor.

İktidar mücadelesi verenlerden kimin eli ağır basar bunu zamanla göreceğiz. Ancak Öcalan kapışmadan her durumda zararlı ve yıpranarak çıkacaktır, çünkü foyaları ortaya dökülüyor.

Partide ve sivil uzantılarında yönetici konumunda olanlar Öcalan'la beraber hareket etmeyi zorunlu görüyorlar. Öcalan biterse kendilerinin imtiyazlı konumlarının sona ereceğini biliyorlar. Zaten bugünkü yetkili kadroların hepsi özellikle beceriksiz, cahil ve tecrübesiz olanlardan seçilmiş ve devlet görevlileriyle takviye olunarak hareket üzerinde tam bir kontrol sağlanmıştır. Bu olgu en iyi tamamı atanmış milletvekillerinin düzeyinde izlenebilir. Yapının ikna olmuyor gibi görüntü vermesinin nedeni budur, biteceklerini biliyorlar ama hareket sadece yönetimden ibaret değil. Öcalan zayıfladığı ölçüde taban daha güçlü ve tutarlı hale gelecektir, hatta yolunu bulabilecek duruma gelecektir. Ortada ters orantılı bir durum var. Ancak çok sancılı olacağı muhakkak.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale toplam: 8551 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:17:33:30
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x