Kenan Fani Doğan: Öcalan Türkiye'yi kurtarırken birileri de Irak'ı ve Suriye'yi kurtarmaya kalkmasın..

Öcalan Türkiye'yi kurtarırken birileri de Irak'ı ve Suriye'yi kurtarmaya kalkmasın..

Bir türk Manisa'dan İzmir'e gitse kaçakçı olmuyor ama bir kürt kendi ülkesinde komşu köye gittiğinde pasaport alması bile yetmiyor, elli türlü sorgudan geçip kalmayan yere sebep açıklaması gerekiyor. Ahmed Arif "pasaporta alışmamış içimiz" derken.

Kenan Fani Doğan

11.01.2014, Cts | 10:13

Öcalan Türkiye'yi kurtarırken birileri de Irak'ı ve Suriye'yi kurtarmaya kalkmasın..
Makaleyi Paylaş
Bir türk Manisa'dan İzmir'e gitse kaçakçı olmuyor ama bir kürt kendi ülkesinde komşu köye gittiğinde pasaport alması bile yetmiyor, elli türlü sorgudan geçip kalmayan yere sebep açıklaması gerekiyor. Ahmed Arif "pasaporta alışmamış içimiz" derken kürtlerin ruh haline tercüman olmak istemiştir. Ortada kaçakçılık diye nitelenebilecek bir hadise yoktur, kürtlerin bir şehrinden diğerine yada komşu köyden hatta aynı aşiret içinden karşılığı ödenerek temel ihtiyaçların teminine yönelik alışveriş yada mal mübadelesi vardır. Devletin kaçakçılık diye lanse etmeye çalıştığı kürtlerin kendi ülkelerinde gezi ve ticaret hürriyetinin gaspedildiğini örtmeye yöneliktir. Tıpkı devletin 1920 ve 30'lu yıllarda yada önceki dönemlerde ortaya çıkan kürt direnişlerini şekavet, katılımcılarını ise şaki diye lanse etmeye kalkışması gibi. Kürtlerin sınır tanımazlığı doğaldır, zira bir ülkeden diğerine geçmiyor kendi ülkelerinde seyahat ediyorlar. Yasaklamalara riayet etmeyişleri ise kendi ülkelerinde gezmelerini yasaklayan ve kürtlerle hiçbir ilgisi olmayan işgalcilere verilen tepkidirki son derece haklı ve insani bir tepkidir. Kürdistan'a kaçak giren, buradaki varlığı gayrimeşru olduğu kadar insanlıkdışı olan sömürgecilerdir.

Bir milleti ve ülkesini işgalle parçalayıp fertlerine kendi topraklarında seyahat etmesini yasaklamak en katısından hak ve hürriyet gaspıdır, bu temelde Roboski bir sömürge katliamıdır. Böylesine katliamcı bir devleti barış, kardeşlik, adına ne denirse densin olumlamak katliam ortaklığıdır. Kaldıki türk devleti yaklaşık bin yıldır kürtlere defaatle soykırım ve tehcir uygulamaktan suçlu ve sabıkalıdır. Anası kırma türk, babası çakma türkmeni Kürdistan mücadelesine sızdırıp kürtleri çok açık ve anlaşılır bir şekilde İmarlı'dan yönettirmeye çalışması da kürtlerin bu soykırımcı devletten kurtulmasını engellemeye yönelik bir devlet tasarrufu ve têzgâhıdır. Roboski'den sonra devlete kaç bağlılık yemini edildiğini, kürtlere devletle barışık olmaları için kaç kez toplu telkinde bulunulduğunu, türk bayrağının ve soykırımcılardan Mustafa Kemal'in kaç kez ululandığını hatırlayabilenler tüm bunların niçin yapıldığını da düşünsünler derim.

Türkiye bugüne kadar kanlı zorba ve hırsız olmayan bir iktidara, bir hükümete sahip olmuşmudur?

Bin yıllık türk işgali süresince kürt düşmanı olmayan bir tek türk hükümetinden bahsetmek mümkünmüdür?

Bu soruların cevabını kürtler çok iyi biliyor. İşte Öcalan kürtleri böyle bir devlete kurban etmek istiyor..

*

AKP iktidarına çıkarılan fatura, modern ve demokrat görünümüne rağmen El Kaide ilkelleriyle bağlaşık olacak kadar angutlaşmanın faturasıdır. Türk hükümetinin ne iblis tıynetli olduğunu gören ABD ve EU devletleri Suriye muhalefetini boşayıp İran kartını tazelemekle kalmadı Türkiye'yi bölgede sıfırladı. Davutoğlu denen takunyalının stratejist olamayacağını ve son derece kof saplantıları olduğunu yine burada aylar öncesinden yazmıştım.

Pennsylvania tufanı koptu, Bilal kürt katili babasını gemisine alırmı bilemeyiz ama bildiğimiz bir şey varki etrafınızdaki ağırlıkları atsanız bile ayakkabı kutusu sizi yüzdürmeye yetmez.

Haydi şimdi katil ve çeteci generalleri suç ortağı polis şefleriyle salıverip biraz makyaj yaptıktan sonra bugün tasfiye ettiklerinizin yerine ekin bakalım.

Karakol bahçeleri, çöplükler, asit kuyuları kürt cesetleriyle dolu. Bu kadar cinayeti kimin işlediği umurunuzda bile değil.

Devletin kendisi bin yıldır dışkı yedirmenin ötesinde siyasi erkin bir tasarrufu olarak iktidarın en üst kademelerinde planlayarak, istişare ederek soykırımlar yaptı. Bunu bin yıl müddetle aralıksız ve yokedicilikten bir milim sapmadan yaptı. Devlet oluşumunun karakteri budur ve gerekçelerini işgalcilikte bulur. Bu devletin varlığına, kurumlarının varlığına karşı çıkmadan sivil ve asker bürokratların hatası deyip yetkililer üzerinden eleştirmeye kalkışmak işgalciliği meşrulaştırma anlamı taşır. En mülayiminden subay ve bürokratlar Kürdistan'da olsa bile işgalin kendisi, türk ordusunun Kürdistan'daki varlığı bile başlıbaşına bir zorbalık ve insanlık suçudur. Kürtlerin bu suça dair söyleyeceklerini kıvırmadan söylemeleri gerekir. İşgal ortamında bok yedirmeye de, tecavüze de, soykırıma da, tehcire de kapılar her zaman açıktır. Bu olasılık devlet görevlilerinin itiyadından ve kişisel tercihlerinden bağımsız bir olgudur. Hiç bir sömürge zor kullanılmadan yönetilemez, hiç bir mazlum milletin kendi geleceğini belirleme hakkı zor kullanılmadan gasp edilemez. Kürtlerin maruz kaldıkları insanlıkdışı uygulmaların kaynağı budur. Bunu dillendirmeden kürtlerin haklarından yana tavır alınmış olunmaz.

Türkün yiyeceği helva bundan ibaret. Kürtlerin asıl işi bunlara yaltaklanıp Kürdistan'da bunlar üzerinden sulta sürme hevesi gösterenlere dikkat kesilmektir. Böyleleriyle müttefik olup bunların MİT müsteşarı düzeyindeki bürokratlarının yönlendirmesiyle bu embesil iktidarı kürtlerin sırtına yüklemeye çalışan Öcalan ne kadar uzağını görür ve uygarlıktan ne kadar nasiplenmiştir ?

Ertuğrul Günay ve Egemen Bağış tasfiye edildiler. Düne kadar bunlarla al takke ver külah içli dışlı olanlar, VIP salonlarında bunlar tarafından karşılanıp emrine Abant tesisleri tahsis edilenlere ne oldu sahi ?

Biraz daha kardeşlik ve birlikte yaşam edebiyatı yapsınlar da görelim..

*

Suriye ve Irak sünnilerinin yine Irak ve Suriye şii devletlerince en katı diktatörlük yöntemleri ve açık katliamlarla yönetilmesine haklı tepkilerini El Kaide yada El Nusra üzerinden okumaya, tefsir etmeye çalışanlar bölgeye kemalizmin olduğu kadar ayetullahların gözüyle ve beklentileriyle bakmış olurlar.

Şiiler kadar nüfus oluşturan onlar kadar yaşama ve yönetme hakkı olan sünnilerin dışlanmasını ne çoğulculuk, ne demokrasi, ne de inanç hürriyeti açısından olumlayabilmeye ve haklı taleplerine karşıt tavır almaya imkan yoktur.

Kafa kesicilikse İran, Suriye ve Irak yönetimleri El Kaide ve türevlerinden daha kafa kesici, çocuk öldürmekse Türkiye de dahil olmak üzere bu yönetimlerin her biri çocuk katili ve tecavüzcü. O halde siyasal talepleri tarafların özdeş suçları üzerinden okumanın ve betimlemenin imkanı yok.

Kürtler de dahil bölge halklarının dikkat etmeleri gereken Irak ve Suriye sünnilerinin birleşme istidadı gösterdikleri ölçüde bölge statükosunun ve buna bağlı olarak sınırların fiilen değişmekte ve ortadan kalkmakta olduğudur. Bölge için hayırlı olan budur. Bölge diktatörlüklerinin her birinin sömürgeci ve azınlıkları katliamla kontol eden niteliği nedeniyle kanlı etnik çatışmaların, kanlı mezhep çatışmalarının geri dönmemecesine son bulması isteniyorsa herkesin çoğunluk olmaktan öte tamamen kendisine ait olan alanda hükümranlık kurmasına taraf olmak gerekecektir. Aksini düşünenler Obama gibi, Putin gibi, Obama'nın imamı Fethullah gibi, İran ve Suriye rejimleri gibi, Maliki gibi, türk kemalistleri gibi düşünmüş ve oluşturulmasında bölge halklarının hiç bir katkısı ve muvafakati olmayan Lozan'a sadakat göstermiş olurlar.

Esad ve Maliki yönetimlerinin, İran ayetullarının katliamcı niteliğine yandaş olmadan şiilerin varolma ve kendini yönetme hakkını savunmak zor olmayıp nasıl insani ve o ölçekte çoğulcu bir tutumsa, aynı şekilde ekstrem siyasi islamı, El Kaide ve türevlerinin ilkelliğini reddederek sayısı 20 milyonu geçkin Irak ve Suriye sünnilerinin despotizme ve katliamcılığa boyun eğmeyişini anlamak ve mücadeleleri karşısında insani tutum takınmak mümkündür ve doğru olan da budur.

Eşitlikçi olmak kadar adil olmanın, özgürlükçü olmak kadar çoğulculuğun gereklerini dışlayan önermeler çözüm olmadığı gibi bölgenin huzuruna hizmet etmekten uzaktır. Bölgede on yıllardır aralıksız süregelen kanlı didişmelerin yegane nedeni farklı dini ve etnik toplulukları hatta ulusları parçalayarak sun'i devletler şeklinde yapılandıran sömürgeci statükodur. Ortadoğu'yu kanlı iç çekişmelerden yararlanarak denetlemeyi başından beri temel hat olarak kabul etmiş sömürgeciliğin hattı bölge halklarının hattı olmaktan uzaktır. Görüldüğü haliye bölgeye savaş ve yıkımdan başka getirisi yoktur. Oysaki bölge dünyanın ilk uygarlığının yeşerdiği ve yayıldığı bölgedir. Bugünkü egemenler bölgenin otoktonları ölçüsünde uygar olmaktan uzak oldukları kadar onların 5 bin yıl önce yarattığı sivilizasyonun oldukça gerisindedirler. Bölge insanları onların silahları ve desteğiyle katledilmektedir. Yaşama taraf olmak, bu bağlamda insan olarak kalmak zor olmasa gerek.

Şimdi tüm bunları hiç ilgisi yokken yazdığımı düşünenler çıkabilir. Kürtlerin sünni-şii arapların bindörtyüz yıllık mezhep çatışmasına taraf olma hakları olmadığı gibi böyle tavır kürtlere felaket getirir. Kürtler sadece kendi sınırlarını beklemekle mükelleftirler. Şam islam devleti kurulduğunda bölge sünnileri mevcut diktatörlüklerden kurtulacakları gibi Irak-Suriye-İran şii paktının bölge statükosunu muhafaza konusundaki ittifakı statükonun kendisiyle birlikte fiilen ıskat edilmiş olunur. Zayıf bir ihtimal de olsa bu gelecek devletin kafa kesici olacağı kesin ama mevcut şii diktatörlüklerinden daha fazla kafa kesici olmayacağı da kesin. Bölge topluluklarının kendi topraklarında hükümranlığı bölgenin etnik ve dini bakımdan kristalize olmasına hizmet ederek toplumlararası çatışmaları asgariye indirir. Ancak ayrışma zemininde stabilizasyona ve sivilleşmeye imkan vardır. Ayrılık talebi olan kürtler milyonlarca sünni arabın şii egemenliğinden kopmasına karşı tavır aldıklarında kendileriyle çelişir ve trajikomik duruma düşerler. Bu dikatörlüklerden kopmak ve bunlara direnmek yanlışsa kürtler niçin bölge despotlarından kopmak istiyor ve direniyorlar sorusu hepimizin önündedir.

Öcalan Türkiye'yi kurtarmaya soyunmuşken Güney Kürdistan hükümetinin hem Irak'ı hem Suriye'yi kurtarmak adına maceraya girişmemesini temenni ederiz. Kürtler kendi topraklarını ve kazanımlarını korumaya geliştirmeye muhtaçtırlar, bugünkü zoruklarımız badireye elvermiyor, mahal bırakmıyor.

*

Şeyh Abdusselam Barzani'nin derdest edilerek Van valisi Necati Bey'e sınırda teslimini tezgahlayan Simko Şikakî'dir. İttihatçılarla ilişkileri nedeniyle yapmıştır. Şeyh Abdusselam Van'dan "suç" mahalli Musul'dur denerek direniş örgütlediği vilayete gönderilecek ve orada Süleyman Nazif tarafından gösteriş olsun diye idam edilecektir.

Simko kürttür, Şeyh Abdusselam'ı Makû'dan Van'a kadar elleri bağlı getirip teslim eden kuzeni Abdullah Şikakî kürttür, Van valisi Necati Bey kürttür, Süleyman Nazif kürttür.

Kürt liderlerine yöneltilmiş son dönem katliamları da Simko'nun "işgüzarlığıyla" benzerlikler arzeder. Çoğunlukla Sait Elçi ve Sait Kırmızıtoprak konuşulur. Oysa Faik Bucak'ta kürtlerin silahlarıyla öldürülmüştür. Öldürenlerin kendi aşiretinden olduğu söylenir hatta isimleri bile bilinir. Ancak tetikçilerin arkasında kimlerin durduğunu merak edenler iyi araştırırlarsa iki Sait'lerin katillerine kadar uzanırlar. Bir zamanlar Bucaklara savaş açılmasının altında bu neden yatar. İki suçlu cenah birlikte Siverek'te sırıtır, boy ölçüşürler. Barzani adına tetik çekenlerin türk devletine tetikçilik yapmaya icbar edilmesi operasyonudur bu..

Hiçbir denge siyaseti, hiçbir mazaret bir kürdün direnişçi bir başka kürdü hangi sebeple olursa olsun işgalci devletlere satmasını yada teslim etmesini mazur göstermez, aklamaya yetmez.

Kahramanlarınızı namuslu insanlardan seçiniz lütfen. Bu milletin köle kalmasının yegane nedeni budur.

Ya türk tanklarının üzerinde zafer işareti yaparak "1500'ünü öldürdük, 3000'ini yaraladık, toplam 4500 savaşçı saf dışı edildi" denmesini sığdırabilmek için hangi büyüklükte kitap gerekir acaba..?

Bugünkü türkizasyonu, üniter devlet papağanlığını, kürtlere Atatürk pazarlamacılığını da bu lanetli olgu eşliğinde düşünün lütfen.

İhanet ihanettir, kaşı gözü olmaz.

Makû'da saltanat kuracağım diye kimsenin Musul'u pazarlamaya, Hewler'de iktidar olacağım diye kimenin Sivereg'i, Çolig'i yada Agiri'yi işgal edenlerle flörtüne cevaz yoktur.

Bir direniş liderini, bugünkü Güney'e tekabül eden sahanın başkaldırmış kürt liderini başkaldırdığı devlete yine bir kürt olarak teslim etmek eğer ihanet değilse, hatta ihanetin en katmerlisi bu değilse yeryüzünde ihanet yoktur.

Bunu bir başka millet yaptığında da ihanet sayılır. Kaldıki evine sığınan düşmanınıdahi teslim ettiğinde kim olursa olsun hain sıfatıyla çağrılır. Kürtler bebextin anlamını en iyi bilen ve kınamakta tereddüt göstermeyen bir millettir.

Şemdinli'de türk yetkililerinin icazeti ve gözetimi altında Yekiti'nin 700 peşmergesinin öldürülmesini hiç bir kitaba sığdıramayız. Birilerini övmek adına ben toprağa düşmüş 700 Kürdistan fedakarının hatırasını da, namusunu da, kanını da çiğneyemem. Haşa. Hak ve hatıraları önünde hürmetle eğiliyorum. Hiç bir hatır hakkın hatırından daha yüce değildir..

Siyaset kan davasını esas almıyor, uygarlıkta yeri yok. Ulusal mücadele veriyoruz aşiret kavgası değil. Herhalde uygar değiliz yada uygarlık igi alanımızda değil demeyeceksiniz. Acaba kürt direniş hareketi oldukları iddasının sahipleri kendileri gibi kürt direnişçilerine namlu doğrulturken hangi devletin kanının intikamını alıyordular sorusunu ise hiç sormayacağım.

Bunları konuşmadan hiçbir şeyi başaramayız. Uygarlıksa ancak bu lanetli eylemler mahkum edilerek inşa edilir, üzerini örterek uygarlığı yada hakkaniyeti esas alan toplum inşa edemeyiz. Ve iddia ediyorum kürtler bu handikapları adamakıllı gün ışığına çıkarıp mahkum etmedikleri sürece köle kalacaklar ve belki bir asra varmadan tarihe karışacaklar. 45 milyonluk bir millet nasıl köle kalabiliyor sorusuna çok az kafa yorarak "çekmeyelim aba yırtılır, e ne yapalım o zaman, görmezlikten gelip üstünü kapatalım" demenin cezasını çekiyor, bedelini ödüyoruz. Kendi aptallaştırdığımız kitlenin 3 milyon insan bir ağızdan "biji" haricinde söz bilmeyişi, söylemeyişi ve pazarlanmaya tepki vermeyişi karşısında hayretler içinde kalıyoruz da bu kitleyi kim aptallaştırdı sorusunu kendimize sormuyoruz. Hepimiz suçluyuz, suçladığımız aslında bizim eserimiz. Bu mantıkla kendi ocağımıza incir diktik ve dikmekte inad ediyoruz, sonra da özgürleşeceğimizi sanıyoruz. Umutsuz değilim, üzgünüm sadece, bir o kadar da suçlu ama hiç kimsenin suçu benimkinden daha hafif değil.

En yakıcı sorunumuz bu, özgürlüğe tam bir adım mesafe kala vurulmak, tam başardık dediğimiz noktada hezimete uğramak ve en çok da iç nedenlerden dolayı yenilmek. Bu bizim esas sorunumuz, gerisi tali meseledir.

Yoldayız ilerleyemiyoruz, en büyük engel hangisi ise ondan başlamamız gerekeceği tabiidir.

Son 20 yılda üç kez üç ayrı parçada hatta Kuzey'de bile kürtlerin devlet ilanı imkanı doğdu ama biz bu 20 yılı iki büyük kürt örgütünün diğer örgütlerle mücadelesi şeklinde yaşadık ve savdık. Düşünebiliyormusunuz, devlet ilanı yerine kürt örgütleri birbirleriyle savaştılar. PKK Güney'e kontra yaptı desek haklıyız ama öteki de Doğu Kürdistan'a kontra yaptı. Kasımlo'yu söküp atmakla kalmadı 1500 peşmerge katletti. Kurtarılmış bölgeler yaratıp bölgesinde kürt idaresi kuran Kasımlo savaşla tasfiye edildi, söylemesi dile kolay. Bunu feodallikle filan açıklayamayız, ismini hepimiz biliyoruz ve doğru tanı koyalım.

Şimdi Rojava'yı hep birlikte müşahade ediyoruz. Güney'den çok daha şanslı ve çok daha güçlü bir şekilde devlet ilanı imkanı dururken bunun yerine tanık olduğumuz hangi tür mücadeledir?

Kürtlerin aciliyet kesbetmekle kalmayıp kronikleşen sorunu bu yazıda parmak basılandır. Giderilmediği sürece kürtlüğün sağalmayacağı kesindir.

11 ocak 2014
Bu makale toplam: 7984 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:22:06:15
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x