Fuat Önen: Türkiyecilik, Kürd Ulus ve Ülke Gerçekliğine Saldırıdır!

Türkiyecilik, Kürd Ulus ve Ülke Gerçekliğine Saldırıdır!

(Fuat Önen’in 15.

Fuat Önen

26.03.2014, Çar | 19:09

Türkiyecilik, Kürd Ulus ve Ülke Gerçekliğine Saldırıdır!
Makaleyi Paylaş
(Fuat Önen’in 15.3.2014 tarihinde İsmail Beşikci Vakfı’nda sunduğu konferansından kısa notlar..)

Bugün, Türk sağ ve solunun kamuoyunda, Kürt siyaset sınıfında güçlü bir Türkiyecilik hastalığı var.

Son 20. Yılda Türkiyecilikten kasıt ne? Türkiye bir devletin adıdır.

Türkiye’nin işgal etiği alan, Yakın Doğu’da pek çok ülkenin işgal ve imha edilerek kendine kattığı alandır.

Şimdi bu işgal edilmiş ve imha edilmeye çalıştıkları alanda bir millet çıkarmak istiyorlar.

90 yıllın TC. politikasının esası budur.

Bu soykırımcı bir politikadır. Türkiyecilik budur.

-Yaygın olan bu bakış açısı Kürt millet ve ulus gerçeğine saldırıdır.

Bu bakış açısı her alanda var. Ekonomide, ziraat kredilerinde, otoban üretiminde, eğitim politikalarında, ihalelerde, eğitim politikalarından yapılan barajlara kadar.

Milli İstihdam politikasına stratejisine bakıldığında bu devlet Kuzey Kürdistan’ı, Güney Kore’deki model gibi kullanmak istiyor. Fark var. Güney Kore’de devlet var. Ancak Kuzey Kürdistan’sda bunu devletsiz yapmak istiyor.

Bu politikada Mardin ve Dersim esas alınmış, iki pilot alandır..

Mardin çok kültürlü, çok dilli olarak ilan edilmiş...

Dersim de ise bizler arasındaki (Kırmanc, kurmanc, din farklılıkları gibi) ayrılıklardan yararlanmak istiyorlar.

Türkiyecilik konusunda PKK ile (bağımsızlıkçılar hariç) diğerleri arasında bir fark yok. Burada bir aynı yolculuk var. Elbette yatay ayrılıklar var. Ancak bu nitel bir ayrılık değil.

Siyasette Türkiyecilik kendisini nasıl gösteriyor?

En bariz olarak; devletin arızalarını giderme, Türkiye’yi Kürtlerle büyütme. Kürdistan’ı kurma yerine, Türkiye'nin demokratikleşmesini esas alma duruşunda açığa çıkıyor.

Bunun bir parçası olarak Kürdistan ve Türkiye’nin” birlikte örgütlenme”si esas alındı. Burada Kastım, HDP’dir.

1978’lerden önce ayrı örgütlenme, birlikte örgütlenme tartışması vardı. Bu tartışma; 1978 ve sonrasında bitti. Ayrı örgütlenme ve ülkeler zemininde kurumlaşma tartışması, Rızgari, KAWA, DDKD, PKK, KUK ile aşıldı.

Kürdistani örgütler, siyaset alanına on yıllık tartışmadan sonra girdi. Bugün ise yeniden gündeme geldi. Bu projeden kasıt, Kürt ve Kürdistani örgütlenmesini tasfiye vardır. HDP ile BDP’nin ayrı seçimlere girmesi bunun bir parçasıdır. Burada iki ülke gerçekliği vardır ve bu proje başarılı olamaz. Ama bu proje Türkiyeci politikanın, Kürdistan örgütlenmesine çok sert bir saldırısıdır, yönelişidir.

Barış dili, uzlaşı kültürü iyidir, kulağa da hoş gelir. Problem olan, bu öneri Kürdistan’ın iç işleyişindeki politikada önerilmiyor. Ancak devlet ile diyalogda bu esas alınıyor, Kürdistan için önerilseydi, doğru olurdu! Her kes bu hukuka bağlı kalırdı. Her Kürdistanlı ile birlikte yaşarız. Ama buna rağmen, Kürdistanlı aktörler arasında şiddet dili egemen, fakat devlet ile tam tersi. Bu sağlıklı bir bilinç değildir.

Sovyetler çöktükten sonra, ulusal kurtuluş mücadelelerine ciddi bir saldırı oldu. Fukiyana makalesinde olduğu gibi bu liberal doğruluğun adı olarak kullanıldı… SSCB çöktükten sonra Doğu’ya saldırı bu globalist yaklaşımla sürdü. Türkiyecilik bilinci bununla gelişti.

Hukukçularımız; “Türkiye’ye demokrat anayasa” istiyor.

Ama aynı demokrat anayasayı Kürdistan için istemiyorlar.

Dil bilimcilerimiz, eğitim projelerini Türkiye devletine öneriyorlar.

Ama Eğitim programlarını Kürdistan için önermiyorlar.

Güney Kürdistan’da bu çalışmalar iç yapı için üretiliyor.

Genel bir Kürdistan eğitim ve öğretimi hedeflenerek üretilmiyor.

Tüm bu alanlarda enerjimizi Türk devletini tamir etmek için harcıyoruz.

Bu Türkiyecilik bilincidir.

Kürdistani bilinç değildir.

Karamsar olmadığımız halde bunları söylüyoruz.

Çünkü, anlamak toplumsal bir eylemdir.

Bu durum gösteriyor ki, bağımsızlık bilincinin önüne ve karşısına farklı anlamlar yıkılıyor.

Son yılların “barış” ve “halkların kardeşliği “ söylemi var, buna itirazımız var.

Söylem güzel, fakat altı dolu değil, hatta bom boş!..

Barzani de Amed’e geldiğinde bunu söyledi.

İtiraz ettiğinde ise anlam farklılığı aleyhte kullanılıyor.

Ulusal Kurtuluş Mucadele(UKM)’leri, 20. Yüzyılda güçlendi.

Bu hareketler bağımsızlıkçı (Angola, Mozanbik vb. gibi) ve normal idi.

Şimdi ise bunların zamanı geçti diyorlar..

SSCB, çöktükten sonra da bu devam etti. Onlarca yeni devlet Kuruldu.

Katalon, Quebek vs. var.

Ama Kürdistan’da, Kuzey Kürdistan’da bağımsızlık anormal görülüyor.

1919-1920’de Kürdistan Teali Cemiyeti var.

Bunun içinde de Bağımsızlıkçı ve Otonomist tartışması var.

Teşkilat-i İçtimaiye Cemiyeti de kuruluyor.

Bu iki örgüt içinde yetişen kadrolar çıktı.

Azadi ve Xoybûn bu tartışmalar sonucunda şekillendi.

Daha da bu tartışma devam ediyor.

Bu olumludur.

Çünkü;

Bu tartışmamızın alt yapısı var.

Güneyde de Bağımsızlık ve Konfederalizm var.

Bu tartışma olumludur.

Federalizmin iyi olmadığı bununla görüldü…

Konfederal’de iki ayrı devlet ilkesi var, ve bu bir ilerlemedir.

Bugün Kuzey Kürdistan’da iki islami parti var;

“Bağımsızlık yanlısı “olduklarını ve “ 1916’da bunu Sykes-Pico’nun 100. yılında ilan ettik!” diyorlar. Kürdistan'da kesintiye uğrayan Kürdistani mücadele azminin yeniden bu yaklaşımlarla ortaya çıkmış olması, Marksist biri olarak iyi bir umut olarak görüyorum.

İran Kürdistanında, Kuzey Kürdistanı'nda Özerklik ilan etme talebi var. Bundan önce Azerilerden bu yönlü bir talep geldi ve Kürtlerle kimse yakın durmuyor. Bundan da anlaşılıyor ki, halkların kardeşliği hala bu bu coğrafyada tesis edilmemiş ve uzak duruyor.

Bugün Kürdistan’ın statukosu, Kürt ve Türklerden çok, dünyada daha ciddi tartışılıyor.

Ancak Kürdistan’a komşu halklar bu tartışmadan uzak duruyor, hatta karşı.

Şimdi “bağımsızlık mutlak değil” deniyor. Burada doğruluk payı var. Karşılıklı bağımlılık var. Önemli olan bu ilişkilerde adalet var olmalı. Ama adaletin yerini şimdi küresel aktörler doldurmuş.

Çünkü bu sistemde bizim devletimiz olmadığı için yerimiz yok.

Talebimiz esasen devletli olmaktır.

Ama olması gereken devlet, yani Kürdistanlıların devleti yok!

Bu nedenle de adalet tesis olunamıyor, adalet olamıyor!

Zira Kürdistan’da 4-5 devlet de değil, onlarca devlet var.

Devlete karşı çıkanlar; bu 4-5 ve onlarca devlete karşı değildirler.

Sadece Kürtlerin devletine karşıdırlar!

Biz buna itiraz ediyoruz.

Biz bu 4-5 devlete ve dünyada adaleti ihlal eden dünya sistemine karşı çıkmayı öneriyoruz.

Kürdistan devletine karşı çıkmak adaleti, eşitliği, barışı ve insanca yaşamayı ihlal etmek olur.

1975 Cezayir antlaşması bu adalet ihlaline, eşitsizliğe örnektir. Güney Kürdistan başarmak üzere iken, ipi göğüslemek üzereyken, sistemler engelleyici oldu.

19. yüzyıl sonunda dünya düzeni kapitalizm oldu.

Bu düzen Avrupa merkezli bir dünya idi.

Düzen gerekli görüldü.

Milletler Cemiyeti, Birleşmiş(devletler) Milletler bu gereklilik sonucu oluştu.

Bu cemiyetlerin içinde Kürde yer verilmedi.

Esas Kürdistan meselesi budur.

Biz bu yeni dünya düzenine itiraz ediyoruz.

Biz bu itirazın yanı sıra, aynı zaman da dünyaya bir talepte de bulunuyoruz.

Talebimiz yeni oluşması gereken dünyada YER istiyoruz!

Yakın Doğu’da pek çok halk ve ülke imha edildi, soykırıma tabii tutuldu.

Bu projenin esası bir çok millet ve milletin yurdu üzerinde bir devlet Türk devleti teşkil etmekti...

Bu dünya sisteminin en büyük adaletsizliği idi.

Bugün dünya; Türkler için “Tapu” olarak dillendirilen ve “Yakın Doğu İşleri hakkında Lozan Konferansı” adını bile, tekleştirmek adına söylemek istemiyor.

Bi bizce kasıtlıdır. Çünkü Orta Doğu çok devletli oldu, hatta bir milleten birden çok devlet çıkardılar.

Ancak Yakın Doğu devletsiz bırakıldı. Milletlerine ise soykırım siyaseti tatbik edildi.

İşgalciler kendilerinin ve devletlerinin egemenliği için kavga ettiler.

Buna mukabil Kürt siyaseti otonom- federal tartışmaları üzerinde yürüyor..

Kuzey Kürdistan’da Türkiyeciliğin bunda büyük dayatması ve etkisi vardır.

Deniyor ki:

“ Kürtlerin Kendi Kaderlerini tayin Hakkını Savunurum”,

“Kürtlere destek veririm”,

“Ama Kürt Siyaseti Stratejik olarak bu hedefi öne çıkaramaz!”

Bu hiledir!

Kürt siyaseti çareyi nerede görüyor?

Somut söylemeli:

Çözüm: Bağımsız Birleşik Kürdistan’dır…

Türkiyecilik karşısında kalkan nedir?

Kürt halkının, milletinin siyasi ve tarihsel haklarıdır.

Sömürgeciliğe karşı mücadeledir.

Fuat Önen Sözlerini; Albert Einstein’in “Kokuşmuş uzlaşma işgalciye Meşruiyet Verir!” vecizesini hatırlatarak tamamladı.. Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale toplam: 13445 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:22:45:57
2 Yorum
Nerina Azad
x